TR | ENG ISSN 2667-7024
 
Cilt : 35   Sayı: 2  Yıl : 2020

Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler Online Makale Gönder




 
: 35 (1)
Cilt: 35  Sayı: 1 - 2021
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Kapak
Cover

Sayfa I

2.
Yayın Kurulu
Editorial Board

Sayfalar II - III

3.
Hakem Kurulu
Referees

Sayfa IV

4.
İçindekiler
Contents

Sayfalar V - VIII

5.
Editörden
Editorial

Sayfa IX

ARAŞTıRMA
6.
Çocuklarda Brankiyal Yarık Anomalileri
Branchial Cleft Anomalies in Children
Orkhan Farzaliyev, Ozlem Boybeyi Turer, Tutku Soyer, Feridun Tanyel
doi: 10.5222/JTAPS.2021.27122  Sayfalar 1 - 6
GİRİŞ ve AMAÇ: Çocukluk çağı brankiyal anomalilerin klinik ve radyolojik bulgularını anomalinin alt sınıflarıyla beraber değerlendirmek ve cerrahi sonuçlarını tartışmak amacıyla geriye dönük bir çalışma planlandı.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Kliniğimizde 2014-2019 yılları arasında brankiyal yarik anomalisi nedeniyle tedavi edilen olguların medikal kayıtları geriye dönük olarak incelendi. Olguların demografik özellikleri, klinik ve radyolojik bulguları, cerrahi tedavileri ve klinik seyirleri kaydedildi.
BULGULAR: Çalışmaya 18 olgu dahil edildi. Olguların ortanca yaşı 5 yıl (1-14 yıl) olup, kız/erkek oranı 9: 9’du. Başvuru yakınmaları boyun akıntısı (n=13, %72) ve boyunda şişlik (n=3, %17) olmuştu. BY lezyonu 8 hastada sağ (%44), 9 hastada sol (%50), 1 hastada bilateral (%6) yerleşimliydi. Fizik incelemede, 14 hastada fistül ve sinüs orifisi görüldü ve 4 hastada kistik lezyon ele geldi. Olguların %50’sinde (n=9) ultrason yapıldı ve bunların 3’ünde kist tespit edildi. Tüm olgular opere edildi ve 8 olguda merdiven insizyon yapıldı. Fistül traktı 2 olguda farinks komşuluğunda, 10 olguda pretonsiller fossa komşuluğunda, 5 olguda submandibuler bölgede ve 1 olguda dış kulak yolunda sonlanıyordu. Patoloji incelemelerinde BY anomalisine ek olarak 2 olguda inflamasyon ve fibrozis, 1 olguda kıkırdak doku tespit edildi ve örneklerde çok katlı silyalı kolumnar ve çok katlı yassı epitelyum görüldü.
TARTIŞMA ve SONUÇ: BY anomalilerin tanısında fizik inceleme bulguları önemli yer tutmaktadır. Tedavisi cerrahi olup, lezyonunun tamamının çıkarılması nüksleri engellemektedir. Cerrahide metilen mavisinin kullanımı lezyonun tamamının çıkarılmasında yol gösterici olmakla beraber cerrahi sonuçlara ve nüks oranlarına etkisi halen tartışmalıdır.
INTRODUCTION: A retrospective study was planned to evaluate the clinical and radiological findings of childhood branchial anomalies together with the subclasses of the anomaly and to discuss the surgical results.

METHODS: The medical records of the patients managed for branchial cleft anomaly between 2014 and 2019 were examined. Demographic features, clinical and radiological findings, surgical managements and outcomes were recorded.
RESULTS: Eighteen cases were included in the study. Median age of the cases was 5 years (1-14). Male/female ratio was 9/9. The complaints were discharge from the BC (n=13, 72%) and painless neck mass (n=3, 17%). The BC was at right side in 8 (44%), left side in 9 (%50) and bilateral in 1 case (6%). Physical examination revealed the presence of a fistula, and its orifice in 14 cases and cystic lesion was palpable in 4 cases. Ultrasound was performed in 9 cases (50%) and cyst could be detected in 3 of them. All cases were operated and step-ladder incision was used in 8 cases. The fistula tract was ended near to pharynx in 2, near to pretonsillar fossa in 10, submandibular region in 5, and external auditory tract in 1 case. Histopathological examination revealed inflammation in 2 cases and cartilage in 1 case. Stratified ciliary columnar and stratified squamous cell epithelium was detected in samples.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Physical examination is the most important diagnostic method. The management is surgery and excision of whole lesion is important in preventing recurrences. Although using methylene blue is a guiding technique in surgical excision of tracts, the effect of its use on surgical outcome and recurrence rates is still debatable.

7.
Çocuk Cerrahisi için Ayna Dünya Simülasyonu
Mirror World Simulation in Pediatric Surgery
Musa Batuhan Yolcu, Sinem Seleme Ovunc, Senol Emre, Sinan Celayir
doi: 10.5222/JTAPS.2021.82621  Sayfalar 7 - 13
Amaç: Tıpta öğrenci/asistan eğitimi ve uzaktan online eğitim için gerçek ortam içerisinde sanal olarak 360 derece video ve 3 boyutlu sahneler ile 3 boyutlu olarak deneyimlenmesini sağlayan içerikler oluşturmaktır.
Yöntem: Tıp fakültesinde sınıf ortamı, ameliyat odası ve olgu toplantısı olmak üzere üç farklı alanda Samsung Gear 360 ile 360 derece video kayıtları yapıldı. Autodesk 3dsMax programı ile 3 boyutlu sahne tasarlandı. 360 videolar ile 3 boyutlu sahne Unity programında birleştirildi. Unity programı içerisinde Artırılmış Gerçeklik (AR) uygulaması geliştirildi ve mobil uygulama farklı kişiler tarafından test edildi. Uygulama ile AR deneyimi kullanıma sunuldu.
Bulgular: Bu çalışma kapsamında, üç adet 360 derece video kaydedildi ve artırılmış gerçeklik mobil uygulaması geliştirildi.
Sonuç: Bu çalışmada, tıp eğitiminde kullanılması için 360 derece videolar ve artırılmış gerçeklik teknolojisi ile içerik üretimi yapılarak pilot çalışma tamamlandı. Oluşturulan bu ayna dünya içeriklerinin tıp eğitimine yararlığının ileri çalışmalarla araştırılması öngörülmektedir.
Objective: To create contents that allow students to be experienced in 3D with 360-degree video and 3-dimensional scenes in a real environment for student/assistant training and distance online medicine education.
Method: The 360 degree video recordings were made with Samsung Gear 360 in three different areas: Classroom, Operating Room and Case Meeting in the medical school. A 3D scene was designed with Autodesk 3dsMax. 360-degree videos and 3D scene were combined in Unity program. The Augmented Reality (AR) application was developed within the Unity and the mobile application was tested by different users. AR experience is now available with the mobile application.
Results: As part of this study, three 360-degree videos were recorded and the augmented reality mobile application was developed.
Conclusion: In this study, the pilot study was completed by producing content with 360-degree videos and augmented reality technology for use in medical education. We plan to investigate the eficacy of these mirror world contents to medical education with further studies.

8.
0-1 Yaş Arasında Ankiloglossi Tedavisinde Frenotominin Etkinliği
Effectiveness of Frenotomy in Ankyloglossia Treatment Between 0-1 Years Old
Fatih Akova
doi: 10.5222/JTAPS.2021.37530  Sayfalar 14 - 20
Amaç: Bu çalışmanın amacı, yaşamın ilk yılında teşhis ve tedavi edilen ankiloglossi (dil bağı) olgularında Frenotomi tekniğinin sonuçlarını sunulmasıdır. Hastalar tek bir cerrah tarafından opere edilmiştir.
Yöntem: Bu çalışma 2016-2020 yılları arasında Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniğinde opere edilen ankiloglossi olguları geriye dönük olarak değerlendirildi. Hastalar klinik yakınma, yaş, ankiloglossinin tipi, uygulanan cerrahi teknik, endikasyon ve sonuçları bakımından değerlendirildi.
Bulgular: 0-1 yaş arasında 47’si erkek (%84), 9’u kız (%16) 56 hastaya frenotomi işlemi yapıldı. Ortalama yaş: 93 gün (1-360 gün) idi. Hastalar yaşlarına göre 1-90 gün arasında olanlar Grup 1 (n: 40) ve 90-360 gün arasında olanlar Grup 2 (n: 16) olarak 2 gruba ayrılmıştır. Hastalar emmede güçlük, dilini dışarıya çıkaramama, biberonla beslenme, meme ucunda ağrı ve memeyi kavrayamama yakınmaları ile başvurmuşlardır. Grup 1’deki hiçbir hastada kanama için ek girişim gerekmemiştir, Grup 2’de n: 12 (%75) hastaya da bipolar koter ile kanama kontrolü yapılmıştır. Takipte bütün hastaların emme ile ilgili ve meme başını kavrama yakınmasında belirgin olarak düzelme olmuştur. Meme başı ağrısı olan 25 hastanın 15’inde düzelme olmuştur. Dilini dışarıya çıkaramama yakınması olan hastaların Grup 1’deki 2’sinde kısmi düzelme olmuştur ve bu hastalar nüks olgu olarak kabul edilmiştir. Hiçbir hastada enfeksiyon, kanama ya da dil altı tükrük bezi kanalında sorun yaşanmamıştır.
Sonuç: Frenotomi kolay ve komplikasyonu az olarak belirtilebilecek bir uygulamadır. Üç aydan daha büyük bebeklerde kanama kontrolü için ek uygulama gerekebilir. Nüks olasılığının frenilumun tipine, uygulama şekline, kalınlığına göre olabileceği ve Frenotominin yeterli olamayabileceği düşünülmelidir. Frenotominin emme fonksiyonunda düzelme, meme başında ağrı yakınmasında belirgin iyileşmeye sağlayarak anne bebek bağlanmasına katkısı olabilir. Frenotominin bebek ve anne üzerine etkilerini belirlemek için daha yüksek metodolojik karakterde randomize kontrollü çalışmalar gereklidir.
Objective: The aim of this study is to present the frenotomy technique in cases of ankyloglossia (tongue-tie), which is diagnosed and treated in the first year of life. Patients were operated by a single surgeon.
Method: Cases of ankyloglossia operated at Biruni University Faculty of Medicine Hospital Pediatric Surgery Clinic Between 2016-2020 were evaluated retrospectively in terms of clinical complaints, age, type of ankyloglossia, surgical technique, indications and results of surgery.
Results: Frenotomy was performed in 56 patients including 47 boys (84%) and 9 girls (16%), between the ages of 0-1. Average age of the patients was 93 days (1-360). Patients were divided into two groups as Group 1 (n: 40: 0-90 days old) and Group 2 (n: 16: 90-360 days old). Patients were admitted with complaints of having difficulty in sucking the mother’s breast, not being able to take their tongue out, feeding with a bottle, pain at the nipple and not being able to grasp the breast. No additional intervention was required for bleeding in Group 1, and in 12 (75%) patients in Group 2 bleeding control was achieved using bipolar cautery. During follow-up, significant improvement was obtained in all patients who had difficulty in sucking and gripping the nipple. Improvement was observed in 15 of 25 patients with nipple pain.
Conclusion: Frenotomy is an easily applied surgical procedure with minimal complications. Additional application may be required for bleeding control in infants older than 3 months. It should be considered that the probability of recurrence may depend on the type, intervention used and thickness of the frenulum, and phrenotomy may not be sufficient. The improvement in breast feeding function of Frenotomy may provide a significant improvement in the complaints of nipple pain, and may contribute to the emotional attachment between the mother and her baby. Randomized controlled trials are required to determine the effects of phrenotomy.

9.
Hirschsprung Hastalığı Tanısıyla Transanal Endorektal Pull Through Yapılan Çocuklarda Uzun Dönemde Bağırsak İşlevlerinin Değerlendirilmesi
Evaluation of Long Term Intestinal Functions In Children Who Underwent Transanal Endorectal Pull Through for Hirschsprung Disease
Bayram Burulday, İdil Rana User, Bülent Hayri Özokutan
doi: 10.5222/JTAPS.2021.56514  Sayfalar 21 - 26
Amaç: Hirschsprung hastalığının (HH) tedavisinde son yıllarda en sık tercih edilen cerrahi yöntem, transanal endorektal pull through (TERP) ameliyatıdır. Çalışmamızda, TERP ameliyatı yapılan olgularda uzun dönem takip sonuçlarının değerlendirmesi hedeflenmiştir.
Yöntem: Merkezimizde 2009-2019 yılları arasında TERP yapılan ve ameliyat sonrası 3 yaş ve üzeri olan hastaların dosyaları incelendi. Ameliyat öncesi hasta bilgileri retrospektif olarak dosyalardan elde edildi. Hastalar, postoperatif dönemdeki bağırsak fonksiyonları, kontinans durumları ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi amacıyla polikliniğe çağırıldı. Kontrole gelemeyenlerin bilgileri yakınlarıyla telefonla görüşülerek elde edildi. Ailelere Rintala Bağırsak Fonksiyon Anketi uygulandı.
Bulgular: Hastaların 46’sı erkek, 8’i kız idi. Tanı yaşı ortalama 26,4 ay ve ameliyat yaşı ortalama 35,5 ay idi. Ameliyat süresi ortalama 140 dk., aganglionik segment uzunluğu ortalama 21,5 cm idi. Ameliyat sonrası erken dönemde 3 (%5,5) hastada anastomoz darlığı, 2 (%3,7) hastada enterokolit tablosu görüldü. Uzun dönem sonuçları değerlendirilen hastaların 13 (%24)’ünde kabızlık, 7 (%13)’sinde soiling görüldü. Takiplerde 2 (%3,7) hastada kısmi fekal inkontinans izlendi. İstatistiksel olarak ameliyat öncesi ve sonrası hastaların boy ve kilo persentil değerleri arasında anlamlı fark bulundu. Hastalara uygulanan bağırsak fonksiyon anketi ortalama puanı 19,05 idi.
Sonuç: TERP ameliyatı olan olgularda postoperatif süreçte komplikasyon oranının az olduğu, uzun dönemde normale yakın bağırsak hareketlerinin ve sfinkter fonksiyonlarının sağlanabildiği görüldü. Bu özellikleriyle TERP ameliyatının tüm HH yaş grupları için etkili ve güvenilir bir yöntem olduğu düşünüldü.
Objective: The most preferred surgical method in the treatment of Hirschsprung’s disease (HD) recently is the transanal endorectal pull through (TERP) operation. In our study, we aim to evaluate the postoperative long- term follow up results of the patients.
Method: The files of patients who had TERP between 2009 and 2019 in our center and were >3 years old after surgery were reviewed retrospectively. The patients were evaluated for bowel functions, continence and quality of life in outpatient clinic postoperatively. The information of patients who could not come to control was obtained by contacting their relatives over the phone. Parents were asked to fill Rintala intestinal functions questionnaire.
Results: Forty-six patients were boys and 8 were girls. The mean age at diagnosis and surgery were 26.4 and 35.5 months respectively. The mean operation time was 140 minutes, and the mean aganglionic segment length was 21.5 cm. In the early postoperative period, anastomotic stricture was observed in 3 (5.5%), and enterocolitis in 2 (3.7%) patients. Constipation occured in 13 (24%) and soiling in 7 (13%) patients. Partial fecal incontinence was observed in 2 (3.7%) patients. Statistically significant difference was found between the height and weight percentile values of patients before and after surgery. The mean score was 19.05 in bowel function questionnaire.
Conclusion: Our study showed that TERP can be applied with low complication rates. Patients have bowel movements and sphincter functions near to normal in the long term. With these advantages, TERP is an effective and reliable method for all HD age groups.

DERLEME
10.
Çocukluk ve Adölesan Dönem Meme Kanseri
Childhood And Adolescent Period Breast Cancer
Aysel Gül, Dilek Aygin
doi: 10.5222/JTAPS.2021.08216  Sayfalar 27 - 40
Amaç: Meme kanseri, morbidite ve mortalite oranlarının giderek artmasıyla dikkati çeken küresel bir halk sağlığı sorunudur. Yetişkinlerin aksine çocuk ve adölesan dönem meme kanserleri ender görülmektedir. Risk faktörleri çok iyi tanımlanmadığından, kanser bulguları diğer hastalık bulguları ile karışmakta ve takip/tedavi süreçleri farklılık göstermektedir. Bunun sonucu olarak çocukluk/adölesan meme kanserleri göz ardı edilmektedir. Çocukluk ve adölesan dönem meme kanserlerinin prognozunun iyi olmadığı, sınırlı sayıda görülseler de ölüm oranlarının yüksek olduğu, hasta ve ailesinin yaşamını önemli oranda etkilediği belirtilmektedir. Bu derlemenin amacı, çocukluk ve adölesan dönem meme kanserine, tedavi sürecine ilişkin literatürün incelenmesidir. Yan amacı ise, sağlık profesyonellerinin ve toplumun farkındalığını arttırmak, bu konuda çocuk cerrahlarına ve hemşirelerine rehber olmaktır.
Gereç ve Yöntem: 2000-2018 yılları arasında çocukluk ve adölesan dönem meme kanseri ve tedavisine ilişkin verileri içeren 24 olgu sunumuna ulaşıldı.
Bulgular: Çocuk ve adölesanlarda meme kanseri ile ilgili yayınlanan ve ulaşılabilen 24 olguya (10 erkek, 14 kadın) ulaşıldı. Yaş ortalaması 12,19±4,13 olan hastaların patolojileri; sekretuar karsinom (%70,8), infiltratif sekretuar karsinom (%8,3), malign filloid tümör (%8,3), pleomorfik karsinom (%4,2), invaziv duktal karsinom (%4,2), sekretuar adenokarsinom (%4,2) olarak rapor edilmiştir. Sekretuar karsinom hastalarının %26,31’ne modifiye radikal mastektomi, %52,63’üne mastektomi, %10,53’üne meme koruyucu cerrahi, %10,53’üne geniş lokal eksizyon yapılmıştır. Hastaların %33,3’ü adjuvan kemoterapi alırken, %29,2’sine radyoterapi verilmiştir. İki hastada cerrahi sonrası nüks gözlemlenmiştir (3-17 ay sonra; ortanca: 10 ay). Üç hasta cerrahi sonrası metastaz nedeniyle kaybedilmiştir.
Sonuç: Çocukluk/adölesan dönemde meme maliginiteleri oranla enderdir. Ancak, mortalite oranları sanılanın aksine oldukça önemli düzeydedir. Teşhiste yaşanan güçlükler tedavi sürecini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Tedaviye ilişkin görüş birliği bulunmamakla birlikte, radyoterapi, kemoterapi, meme koruyucu cerrahi, modifiye radikal mastektomi ile radikal mastektomi gibi birtakım yöntemlerin kullanıldığı belirtilmektedir.
Objective: Breast cancer is a global public health problem which draws attention with the gradual increase in morbidity and mortality rates. Unlike adults, breast cancers in children and adolescents are rarely seen. Since the risk factors are not well defined, cancer findings are mixed with other disease findings and follow-up/treatment processes differ. As a result, childhood/adolescent breast cancers are ignored. It is stated that the prognosis of childhood and adolescent breast cancers is not good, although they are seen in a limited number of patients, the mortality rate is high and it significantly affects the life of the patient and his/her family. The main aim of this compilation is to examine the literature on the pediatric and adolescent breast cancers and the treatment process. Its secondary purpose is to increase the awareness of health professionals and the society and help to create a guideline in this regard to pediatric surgeons, and nurses.
Methods: We identified 24 case reports comprising the data of 24 cases of childhood or adolescent breast cancers that were reported between 2000 and 2018.
Results: Twenty-four cases (10 males, 14 females) published about breast cancer in children and adolescents were reached. Pathologies of the patients with a mean age of 12.19±4.13 have been reported as secretory carcinoma (70.8%), infiltrative secretory carcinoma (8.3%), malignant phyllodes tumor (8.3%), pleomorphic carcinoma (4.2%), invasive ductal carcinoma (4.2%), secretory adenocarcinoma (4.2%). Modified radical mastectomy was performed in 26.31% of patients with secretory carcinoma, mastectomy in 52.63%, breast-conserving surgery in 10.53%, and wide local excision in 10.53%. While 33.3% of the patients received adjuvant chemotherapy, 29.2% were given radiotherapy. Two patients had recurrence after surgery (3-17 months; median: 10 months). Three patients died due to postoperative metastases.
Conclusion: Breast malignancies are relatively rare in the pediatric and adolescent period. However, mortality rates are quite significant contrary to what’s believed. In these patients, difficulties in diagnosing the disease may affect the treatment process negatively. While there isn’t a consensus about the treatment of the disease, the authors reported a wide range of treatments with different combinations of radiotherapy, chemotherapy, breast-conserving surgery, modified radical mastectomy and radical mastectomy.

OLGU SUNUMU
11.
Birçok Konjenital Anomalinin Eşlik Ettiği Doğumsal Bronkobiliyer Fistül: Olgu Sunumu
Congenital Bronchobiliary Fistula in Association with Multiple Other Congenital Anomalies: Case Report
Mirzaman Huseynov, Ali Ekber Hakalmaz
doi: 10.5222/JTAPS.2021.82712  Sayfalar 41 - 44
Konjenital bronkobiliyer fistül (KBBF), safra yolları ile trakeobronşiyal ağaç arasında fistülöz bir açıklığın olduğu nadir bir anomalidir. Birçok konjenital anomali izole olarak KBBF’e eşlik edebilir. Bunların arasında en yaygın olanı safra yolları patolojileridir. Literatürde KBBF’nin özofagus atrezisi ve sağ diafragma hernisine eşlik ettiği daha önce bildirilmiştir. Ancak, birçok konjenital anomalinin birlikte görüldüğü KBBF olgusu, bilgimiz dahilinde, daha önce bildirilmemiştir. Bu makalede, sağ diafragma hernisi ameliyatı sırasında insidental olarak teşhis edilen ve çok sayıda diğer konjenital anomalilerin eşlik ettiği ilk yenidoğan KBBF olgusunu sunmaktayız. Ayrıca, hem olgumuzdan hem de literatürden öğrendiklerimize dayanarak KBBF ile ilgili gözlemlerimizi ve güncellemelerimizi paylaşmaktayız.
Congenital bronchobiliary fistula (CBBF) is a rare anomaly in which a fistulous opening exists between the biliary tract and the tracheobronchial tree. CBBF may be accompanied by many congenital anomalies, with biliary system anomalies being the most common. CBBF was also reported to be associated with esophageal atresia in one case and right diaphragmatic hernia in another case. However, as far as we have known, CBBF case accompanied by multiple congenital anomalies has not been reported previously. In this article, we firstly present a case of a neonatal CBBF, incidentally diagnosed intraoperatively, accompanied by multiple congenital anomalies, including congenital diaphragmatic hernia. Secondly, we present our conclusions and updates about CBBF based on what we have learned from both our case and the literature.

12.
Adölesan kız çocuklarında hidrosalpinks: İki olgu ne öğretti?
Hydrosalpinx in adolescent girls: What did two cases teach?
Ahmet Hikmet Şahin
doi: 10.5222/JTAPS.2021.49091  Sayfalar 45 - 48
Hidrosalpinks; fallop tüplerinin tıkanmasına bağlı olarak tüpün sıvı ile dolu duruma gelmesidir. Genellikle cinsel aktif çağdaki kadınlarda enfeksiyon sonrasında fallop tüplerinin tıkanması ile oluşur. Uzun fallop tüplerinin torsiyonu sonrasında ikincil olarak da oluşabilir. Bu makalede, iki adölesan olgu nedeni ile hidrosalpinkse dikkat çekilmesi amaçlanmıştır.
Birinci olgu; karın ağrısı ve kusma yakınmasıyle getirilen 13 yaşındaki adölesanda alt batın manyetik rezonasn görüntülemesinde sağ adneksiyal lojda 38x51x76 mm boyutlarında kistik lezyon saptandı. Abdominal eksplorasyonda sağ tubal torsiyon (180 derece) ve sağ hidrosalpinks saptandı. Tuba detorsiyone edildi ve hidrosalpinkse marsupializasyon uygulandı.
İkinci olgu; karın ağrısı ve karında ele gelen kitle yakınması olan 16 yaşındaki kız ergende yapılan batın ve pelvik ultrasonografisinde 24x12x35 cm boyutlarında, intraperitoneal izlenimi veren kistik lezyon saptandı. Abdominal eksplorasyonda; tüm batını dolduran sağ hidrosalpinks saptandı. Tubal eksizyon ile tüm hidrosalpinks eksize edildi.
Adölesan kız çocuklarında hidrosalpinks çok nadirdir ve basit yumurtalık kisti olarak yanlış teşhis edilebilir. Alt karın ağrılarında hidrosalpinks de olabileceği düşünülmelidir. Olgular, ileride olası fertilite sorunlarını önlemek açısından dikkatle irdelenmeli, uygun tedavi modalitesi belirlenirken tubal yapışıklık gelişiminin önlemesi hedeflenmeli ve olası sorunlar hakkında adolesan/ergen ve ebeveynlerle ayrıntılı olarak bilgilendirilmelidir.
Hydrosalphinx is the fallopian tubes getting filled with fluid due to their blockage. It usually occurs with obstruction of fallopian tubes after infection in women of sexually active age. The aim of this article is to draw attention to hydrosalpinx in adolescent girls because of two adolescent cases.
First case; a cystic lesion of 38x51x76 mm in the right adnexal region was detected in the lower abdominal magnetic resonance imaging of a 13-year-old girl who presented with the complaint of abdominal pain and vomiting. Right tubal torsion and hydrosalpinx were detected during abdominal exploration. The tube was detorsioned and marsupialization was applied to the hydrosalpinx.
Second case; a cystic lesion with dimensions of 24x12x35 cm was detected in the abdominal ultrasonography of a 16-year-old girl who presented with the complaint of abdominal pain and a palpable mass. On abdominal exploration, a right hydrosalpinx filling the entire abdomen was detected. Tubal excision was performed. Both cases have not been undergone any intraabdominal surgery previously.
Hydrosalpinx is very rare in adolescent girls. Hydrosalpinx also should be considered in lower abdominal pain. Cases should be examined in terms of preventing infertility problems in future carefully, development of adhesion should be curtailed and parents should be informed in detail.

DIĞER
13.
Çocuk Cerrahisi ve Çocuk Ürolojisinde Güncel Makalelerden Seçmeler

Sayfalar 5000 - E1
Makale Özeti | Tam Metin PDF

 
 
Copyright © 2021 Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale