TR | ENG ISSN 2667-7024
 
Cilt : 35   Sayı: 2  Yıl : 2020

Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler Online Makale Gönder




 
: 28 (2)
Cilt: 28  Sayı: 2 - 2014
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTıRMA
1.
Çocukluk Dönemi Kabızlık Tedavisinde Sennoid ve Laktuloz Etkinliklerinin Karşılaştırılması
Comparing the Efffects of Sennoside and Lactulose for Childhood Constipation
Ufuk Şenel, Halil İbrahim Tanrıverdi
doi: 10.5222/JTAPS.2014.035  Sayfalar 35 - 39
AMAÇ: Kabızlık çocuklarda çok sık görülen bir şikayettir. Bu çalışmamızda kronik kabızlığı olan çocuk hastaların tedavisinde, laksatif olarak kullanılan laktuloz ile sennosid etken maddelerinin tedavi etkinliğinin karşılaştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEMLER: Mayıs 2013 - Haziran 2014 tarihleri arasında Çocuk Cerrahisi polikliniğine kabızlık nedeniyle başvuran ve fonksiyonel kabızlık tanısı konulan 2 ile 10 yaş aralığındaki hastaların kayıtları retrospektif olarak değerlendirildi. Tedavide oral laksatif olarak laktuloz ve sennosid kullanılmış olan hastaların, eşlik eden yakınmaları, yakınmaların süresi, kabızlık başlama yaşı, postnatal ilk gün mekonyum çıkışı, dışkılama sıklığı ve kıvamı, beslenme şekli, uygulanan tedavi, klinik seyir ve tedaviye yanıtları değerlendirildi.
BULGULAR: Tedavi öncesi laktuloz grubunda 31 (%63,2) hastanın 3-4 günde bir, 15 (%30,6) hastanın 4-7 günde bir, 3 (%6,2) hastanın 7 gün ve daha fazla sürede bir gaita yapmakta olduğu izlendi. Sennosid grubunda 34 (%64,1) hastanın 3-4 günde bir, 13 (%24,5) hastanın 4-7 günde bir, 6 (%11,3) hastanın 7 gün ve daha fazla sürede bir gaita yapmakta olduğu izlendi Laktuloz tedavisi uygulanan 49 olgunun 30’ unda (%61,22) tedaviye yanıt alınırken, sennosid tedavisi verilen 53 olgunun 52’ sinde ( %98,11) tedaviye yanıt alındı (p=0,042). Laktuloz tedavisine yanıt alınamayan olgularda sennosid tedavisine geçildi. Sennosid tedavisine geçilen olguların tamamında tedaviye yanıt alındı.
SONUÇ: Kronik kabızlık tedavisinde sennosid kullanılan olgularda laktuloz kullanılan olgulara göre daha başarılı olunmuştur. Kronik kabızlığın tedavisinde ilk seçenek olarak sennosid kullanılabilir.
OBJECTIVE: Constipation is a very common complaint seen in children. In this study, the treatment of pediatric patients with chronic constipation, we aimed to compare the efficacy of treatment of Lactulose used as laxative and sennoside in the treatment of child patients with chronic constipation.
METHODS: Between July 2013 - June 2014 the records of the 2 to 10 years old patients that applied the Pediatric Surgery Clinic and diagnosed as functional constipation were evaluated retrospectively. Concomitant symptoms, duration of symptoms, the onset of constipation age, the first postnatal day meconium output, defecation frequency and consistency, diet, performed treatment, clinical course and response to treatment were evaluated in patients who used Lactulose as oral laxative and Sennoside.
RESULTS: Before treatment, in lactulose group, it was observed that 31 (63.2%) patients defecated once in 3-4 day, 15 (30.6%) patients once in 4-7 day, 3 (6.2%) patients once in 7 or more days. In Sennosid group 34 (64.1%) patients defecated once in 3-4 day, 13 (24.5%) patients once in 4-7 day, 6 (11.3%) patients once in 7 or more days. 30 of 49 patients (61.22%) responded to treatment in patients performed lactulose treatment and 52 of 53 patients (98.11%) responded to treatment in patients performed Sennoside treatment (p = 0.042). Sennoside treatment was used in patients who did not respond Lactulose treatment. All patients responded the Sennoside treatment.
CONCLUSION: In the treatment of chronic constipation, using Sennoside is more successful than using Lactulose. Sennoside can be used as the first option in the treatment of chronic constipation.

OLGU SUNUMU
2.
Asemptomatik bağırsak duplikasyonları: iki olgu sunumu ve literatürün gözden geçirilmesi
Asymptomatic intestinal duplications: two cases reports and review of the literature
Feride Mehmetoğlu, Mensur Süer, Ayşe Erdoğan
doi: 10.5222/JTAPS.2014.040  Sayfalar 40 - 44
Gastrointestinal sistem duplikasyonları nadir görülen doğumsal anomaliler olup, sıklıkla ince bağırsakta bulunurlar. Genellikle iki yaşından önce teşhis edilirler. Klinik bulgular hastalığa özgü değildir; yerleşim yerine, boyutlarına ve mukoza tipine göre değişebilirler. Bu çalışmada oldukça geç dönemde saptanan tübüler tipte ileal duplikasyonlu iki olgu literatür eşliğinde tartışıldı.
Akut karın şikâyeti ile başvuran 17 ve 10 yaşlarındaki iki olgu; ultrasonografilerinin apandisit ile uyumlu olması sebebiyle operasyona alındılar. Eksplorasyonda ilk olguda gangrenöz ve ikinci olguda perfore apandisit saptanarak appendektomi uygulandı. Aynı zamanda olgularda sırasıyla ileoçekal valvden 40 cm ve 80 cm uzaklıkta uzunlukları 6 cm ve 8 cm olan, proksimal uçtan bağırsak lümeni ile ilişkili tübüler tipte ileal duplikasyonlar tesbit edildi. Her iki olguda da duplike olan bağırsak rezeke edilerek uç uca anastomoz ile bağırsak devamlılığı sağlandı. Histopatolojik incelemeleri ileal duplikasyon ile uyumlu olup, ektopik doku saptanmadı.
Ektopik mukoza bulundurmadıkları için duplikasyonların ileum ile proksimal uçtan ilişkili olmalarına rağmen ileri yaşlara kadar asemptomatik kaldıkları sonucuna varıldı.
Duplications of gastrointestinal tract are rare congenital anomalies. The small intestine is the most common site. The diagnosis is usually made before two years. Clinical presentation is non-specific and variable according to location, size and the type of mucosal lining. In this study, we present asymptomatic, incidentally diagnosed two cases of tubular ileal duplications with literature review.
Two patients, aged 17 and 10, presented with signs of acute abdomen, their ultrasonographies of abdomen demonsrated appendicitis, so they underwent surgery. During explorations gangreneous and perforated apppendicitis were diagnosed. Appendectomies were performed. At that time, in order of 40 cm and 80 cm from the ileocecal valve, 6 cm and 8 cm length communicating with proximal end tubular ileal duplications were found.
Both duplications resected with portion of the adjacent ileum and intestinal continuity restored by end-to-end anastomosis. Histopathologic studies showed ileal duplications and not contain any ectopic tissues.
We conclude that, ileal duplications despite to associated with the proximal end were asymptomatic due to not contained ectopic mucosa.

3.
Yanıkta kullanılan lidokain prilokain kremine bağlı gelişen methemoglobinemi olgusu
A case of methemoglobinemia due to lidocaine prilocaine cream application for burns
Sevgi Buyukbese Sarsu, Kamil Sahin, Fatma Sarac
doi: 10.5222/JTAPS.2014.045  Sayfalar 45 - 48
Yanıklar, çocukluk yaş grubunda en sık görülen kazalardandır ve ölüme neden olabilir. Methemoglobin, iki değerlikli hem demirinin okside olup, üç değerlikli duruma geçmesidir. Methemoglobinemi, dokulara yeterli oksijen taşınmasını engelleyip, siyanoza neden olan hematolojik bir hastalıktır. Primer ve sekonder nedenlere bağlı olabilir. Yanıklı hastalara lokal anestezik olarak uygulanan lidokain prilokain içeren krem sonrası gelişen bir sekonder methemoglobinemi olgusunu, konuya dikkat çekip farkındalık yaratmak için sunmayı uygun bulduk.
Siyanozu olan bir yaşındaki erkek hasta, vücudunun yaklaşık %20'sinde, alt ektremite yanığı şikayeti ile acil ünitesine kabul edildi. Kardiyak, akciğer patolojileri ekarte edilmiş ve kesin tanı plazma methemoglobin düzeyinin yüksek bulunması ile konulmuştur. Hastaya intravenöz metilen mavisi ve askorbik asit uygulanmıştır.
Yanık hastalarında lidokain prilokain lokal anesteziği uygulanması sakıncalı sonuçlar yol açabilir. Küçük çocuklarda ve geniş yüzeye uygulanması methemoglobinemi gelişim riskini ve derecesini arttırmaktadır. Yanıklı çocuk hastalarda lokal anestezik kremler kullanılmamalıdır. Gerek transdermal ve gerek subkutan lokal anestezik kullanımında, methemoglobinemi komplikasyonu akılda tutulmalıdır.
Burns are most common accidents seen during childhood and can cause death. Methemoglobin is formed by oxidation of ferrous (Fe(II)) haem to the ferric (Fe(III)) state. Methemoglobinemia is a hematologic disease, characterized by cyanosis which is due to the prevention of sufficient oxygen carriage to the tissues. It may occur owing to primary and secondary causes. Here below a case will be presented so as to emphasize the issue of a burned patient having secondary methemoglobinemia because of application of cream including lidocaine-prilocaine as a local anesthetic medicine.
One year old male patient with cyanosis had admitted to emergency room where he was noticed to have burns which affected around 20% of the body localized at the lower limb. While cardiac and pulmonary pathologies were not found, prompt diagnosis was performed via a high serum methemoglobinemia level. Intravenous methylene blue and ascorbic acid had been applied to the patient.
Burn patients due to application of local prilokain lidocaine may result in detrimental effects. Wide surface area applications especially in small children will increase the risk of methemoglobinemia. Local anesthetic creams should not be used in pediatric patients with burn. Complication of methemoglobinemia should be kept in mind while using either transdermal or subcutaneous local anesthetic use.

4.
Çoklu Neodmiyum mıknatıs yutulmasına bağlı bağırsak perforasyonu: Çocuklar için yeni bir tehlike
Multipl Neodmium magnet ingestion cause of intestinal perforation: A new threat for children
Hasan Çayırlı, Abdülkadir Genç, Can Taneli, Ömer Yılmaz
doi: 10.5222/JTAPS.2014.049  Sayfalar 49 - 52
Yabancı cisim yutulması çocuklarda sık görülen bir durumdur. Yutulan çoğu yabancı cisim gastrointestinal sistemden sorunsuzca geçebilmekteyken, çoklu mıknatıs yutulduğunda farklı bağırsak anslarında birbirlerine yapışarak arada kalan dokuda basınç nekrozu, perforasyon, obstrüksiyon ve fistül benzeri komplikasyonlara neden olabilmektedir. Çoklu mıknatıs yutulması ve mıknatısların midede olduğu saptanırsa acil endoskopik girişim uygulanarak mıknatıslar çıkarılmalı, piloru geçtiyse cerrahi girişim açısından çok yakın izlenmeli ve bağırsak obstrüksiyonu bulguları mevcutsa acil cerrahi girişim yapılmalıdır. Erken cerrahi müdahale morbiditeyi azaltabilir ve mortaliteden koruyabilir. 3 yaşında karın ağrısı ve kusma şikayetleriyle semptom veren çoklu neodmiyum mıknatıs yutulmasına bağlı bağırsak perforasyonu olgumuzu sunuyoruz
Ingestion of foreign bodies is common in children. Most of the swallowed foreign bodies pass through gastrointestinal tract without problem. Swallowing multipl magnets can lead to complications like pressure necrosis, perforation, obstruction and fistula. If multipl magnet ingestion is detected magnets must be removed by applying emergency endoscopic procedures when they are in stomach. If they passed through pylor and if there are intestinal obstruction symptoms, emergency surgery must be performed. Early surgical intervention can reduce morbidity and can protect from mortality. We report our case who had diagnosis of intestinal perforation due to multipl neodmium magnet ingestion

5.
Karaciğerin Mezenkimal Hamartomu: Olgu Sunumu ve Literatürün Gözden Geçirilmesi
Mesenchymal Hamartoma of the Liver: Case Report and Review of the Literature
Beytullah Yağız, Ayşe Karaman, İbrahim Karaman, Nilüfer Arda, Ceyhun Bozkurt
doi: 10.5222/JTAPS.2014.053  Sayfalar 53 - 56
Karaciğer mezenkimal hamartomu, özellikle bebeklik döneminde görülen nadir bir tümördür. Genellikle hastalar, ağrısız karında kitle veya karın çevresinde artma nedeniyle başvururlar. Diğer başlangıç belirtileri; karın ağrısı, kusma, gelişme geriliği, kabızlık ve iştahsızlıktır. Burada karında kitle, ishal ve kusma ile başvuran, karaciğerde büyük bir multikistik mezenkimal hamartomu olan 9 aylık erkek çocuk olgusu sunulmuştur.
Mesenchymal hamartoma of the liver is a rare tumor occurring mainly in infants. Usually patients present with painless abdominal mass or increased abdominal girth. Other presentation symptoms include abdominal pain, vomiting, failure to thrive, constipation, anorexia. Here we present a nine months old boy with a large (18x15x9cm) multicystic mesenchymal hamartoma of the liver admitted with abdominal mass, diarrhea and vomiting.

ARAŞTıRMA
6.
Çocuklarda Testiküler Detorsiyonun Ön Sonuçları
Testiculer Detorsion in Children: Preliminary Results
Mehmet Saraç, Ünal Bakal, Tugay Tartar, Mustafa Tamer Gürbaz, Mehmet Ruhi Onur, Ahmet Kazez
doi: 10.5222/JTAPS.2014.057  Sayfalar 57 - 60
GİRİŞ ve AMAÇ: Testis torsiyonu yenidoğan ve puberte döneminde sık görülen ürolojik acil patolojilerdendir. En önemli morbiditesi testis kaybı ve infertilitedir. Bu çalışmada, testis torsiyonunda detorsiyonun erken dönem klinik ve radyolojik sonuçlarının sunulması amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kliniğimizde Ocak 2007 - Aralık 2012 tarihleri arasında testis torsiyonu nedeniyle tedavileri yapılan 17 hasta geriye dönük olarak incelendi. Skrotal renkli dopler ultrasonografi (US) bulguları, cerrahi ve yakın dönem sonuçları kaydedildi.
BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 8.5 yıl (1 gün - 15 yıl) olup üçü yenidoğandı. Başvuru süresi ortalama 23 saat (6 saat-3 gün) idi. Testiste ağrı, şişlik, kızarıklık ve kusma en sık bulgulardı. Skrotal doppler US tüm olgularda tanımlayıcıydı. Dört (% 23) hastaya orşiektomi yapılırken on üç hastaya detorsiyon ve fiksasyon uygulandı. Tüm hastalarda karşı testise de fiksasyon işlemi yapıldı. Detorsiyon yapılan 13 hastanın ortalama üç yıllık takiplerinde 5 hastada (% 38) testis boyutunda küçülme, 1’inde (% 8) ise atrofi gelişti. Bu olgular müracaat süreleri uzun ve torsiyonun 360 dereceden fazla olan olgulardı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Yirmidört saatin altında ve 360 dereceden daha fazla olmayan torsiyonlarda, detorsiyon ve fiksasyon ile testis boyutlarında ve kanlanmasında ciddi değişiklikler olmayabilir. Yenidoğanlarda testis torsiyonlarında sıklıkla orşiektomi yapılmasına rağmen, puberte döneminde detorsiyon ve fiksasyon alternatif tedavi seçeneği olarak kullanılabilir.
INTRODUCTION: Testicular torsion is a urological emergency, most frequently occurring in the newborns and at the puberty. Its most frequent morbidities are the loss of testis and infertility. This study aimed to present preliminary clinical and radiological results of detorsion in testicular torsion.
METHODS: Seventeen patients who were treated in our clinic for testicular torsion between January 2007 and December 2012 were analyzed retrospectively. Scrotal doppler ultrasonography (US) findings, surgical results and early follow-up were recorded.
RESULTS: The mean age of the patients was 8,5 years (range: 1 day - 15 years), and three of them were newborns. The mean time at admission was 23 hours (range: 6 hours - 3 days). The most frequent symptoms were testicular pain and swelling, and vomiting. Scrotal doppler US was descriptive in all patients. Four (23%) patients had orchiectomy while 13 had detorsion and fixation. The contralateral testis was also fixated in all patients. A 3-year mean follow up period revealed reduction in the testis size in 5 patients (38%) and atrophy in one (8%) patient, in 13 patients who had detorsion. Patients with atrophied testes were admitted late and had a torsion more than 360 degrees.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Detorsion and fixation may not cause significant changes in testicular volumes and blood supply if the patient admits within 24 hours and the torsion isn’t more than 360 degrees. Although orchiectomy is frequently performed in newborn testicular torsion, detorsion and fixation may be used as an alternative management in adolescent.

 
 
Copyright © 2021 Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale