TR | ENG ISSN 2667-7024
 
Cilt : 34   Sayı: 3  Yıl : 2020

Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler Online Makale Gönder




 
: 24 (2)
Cilt: 24  Sayı: 2 - 2010
Özetleri Gizle | << Geri
OLGU SUNUMU
1.
Çocuk cerrahisi uzmanlık tezleri
Dissertation Studies in Pediatric Surgery
Emrah Aydın, Senol Emre, Sinan Celayir
Sayfalar 67 - 70
AMAÇ: Bu çalışmada..... Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim dalında yapılmış tezlerin geriye dönük olarak araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEMLER: Çocuk Cerrahisi kaynaklı tezlerin yazarlarına bir anket gönderilerek yapılan ön değerlendirme sonrası tüm tezler, klinik ve fakülte kütüphanelerinden temin edilerek değerlendirmeye alınmıştır. Tezlerin konusu, araştırma tipi, çalışma süresi, teze destek alınıp alınmadığı ve sunum ve/veya yayın olup olmaması açısından incelemeye alınmıştır.
BULGULAR: 1978-2010 yılları arasında...... Çocuk Cerrahisinde yapılan 47 adet tez değerlendirmeye alınmıştır. Tezlerin 31 tanesi Gastrointestinal (GI) 16 tanesi Uroloji (URO) ana başlığı altında yapılmıştır. 24 (8 URO, 16 GI) tez deneysel, 23 (8 URO, 15 GI) tez klinik çalışma şeklinde yapılmıştır. Uroloji kökenli tezlerde, mesane ve hipospadi konuları (n: 5), GI ile ilgili tezlerde ise Hirschsprung, GER ve Anal Atrezi (n: 3) en sık çalışılan tez konuları olmuşlardır. 2 tez çalışmasında maddi destek sağlanmıştır. Tezler ortalama 3,7 yılda verilmiştir. En sık ortak çalışılan bilim dalı patolojidir (n=10). Tez çalışmalarında genel olarak asistanlık iş yoğunluğu en sık karşılaşılan zorluk olarak bildirilmiştir. 14 tez (%29.7) ulusal kongrede, 12 tez (%25.5) uluslararası kongrelerde sunulmuş, 4 tez (%8.5) ulusal dergide, 10 (%21.2) tez uluslararası dergilerde yayınlanmıştır.
SONUÇ: Tez çalışmalarının kalitelerinin yükseltilmeleri ve tıp bilimine olan katkılarının daha da artırılmaları için, uzmanlık öğrencilerine eğitimlerinin erken dönemlerinde verilmesi, maddi destek sağlanması, multidisipliner çalışma koşullarının düzeltilmesi gerekli gözükmektedir.
OBJECTIVE: This study is conducted to evaluate the Pediatric Surgical Residency Program Thesis retrospectively, which were done in the Pediatric Surgical Department of... Medical Faculty.
METHODS: A Questionnaire is send to the writers and a preliminary study is done. All the thesis were obtained from the department and faculty library and investigated in regard to thesis subject, type of investigation, duration, support and if they are presented or published.
RESULTS: 47 of the total 49 thesis, which were done between 1978-2010 at the Department of Pediatric Surgery of........ Medical Faculty were evaluated retrospectively. 31 thesis subjects were Gastrointestinal (GI) and 16 Urology (URO) subjects. 24 thesis (8 URO, 16 GI) were experimental, 23 (8 URO, 15 GI) were clinical. In URO thesis, bladder and hypospadias (n: 5), in GI thesis Hirschsprung, GER ve Anal Atresia (n: 3) most common subjects. Only 2 thesis could be financially supported. The thesis were given at the 3,7 year of residency. Pathology was the most common co-working department (n=10). During the thesis the work load of resideny program was the most common difficuly reported. 14 thesis (%29.7) were presented at national, 12 thesis (%25.5) were presented at international congres, 4 thesis were published (%8.5) at national, 10 (%21.2) thesis were published at international journals.
CONCLUSION: The thesis should be given ealier in residency program, should be financially supported, the conditions for a multidisiplinary work should be corrected to to increase the quality of the thesis and to improve their contribution to medical science.

2.
Pankreatitli Olgularda deneyimimiz.
Our cases with pancreatitis
Esra Özçakır, Mehmet Hilmi Mercan, İrfan Kırıştıoğlu, Hasan Doğruyol
Sayfalar 71 - 76
AMAÇ: Amaç: Pediatrik hastalarda pankreatitin major nedenleri erişkinlerden farklıdır. Erişkinlerde safra yollarında taş ve alkol alımı iki temel etiyolojik faktör iken, çocuklardaki pankreatitte; travma, biliyer sistem hastalığı, farmakolojik ajanlar, heredite, enfeksiyonlar ve konjenital anomaliler rol oynamaktadır. Ayrıca vakaların %20’sini nedeni saptanamayan idiyopatik pankreatitler oluşturur. Bu çalışmadaki amacımız, kliniğimizde izlenen pankreatitli olguların etiyolojilerini ortaya koymak, tanı ve tedavi yaklaşımlarımız hakkındaki tecrübelerimizi aktarmaktır.

YÖNTEMLER: Yöntem: Kliniğimizde 1994 - 2009 yılları arasında, yatırılarak tedavi edilen yaşları 4 ile 17 arasında değişen toplam 17 (n: 17) pankreatitli olgu retrospektif olarak incelendi. Hastalar yaş, cinsiyet, etiyolojik faktörler, tanı ve tedavi yaklaşımlarına göre değerlendirildi.

BULGULAR: Bulgular: Olguların yaş ortalaması 10,8 (4-17) yıl bulundu. Hastaların 8’i erkek, 9’u kız idi. Serum amilaz düzeyi her hastada değerlendirildi. Bir olgu dışında tüm hastaların serum amilaz düzeyleri yüksekti. Derlediğimiz olgulardaki pankreatit etiyolojisi; Familiyal Hipertrigliseridemiyi (n: 3) (%17,6), kolelitiyazisi (n: 3) (%17,6), anti epileptik kullanımını (n: 2) (%11,8), travmayı (n: 4) (%23,5), kabakulak enfeksiyonunu (n: 1) (%5,9) ve Oddi sfinkter disfonksiyonunu (n: 1) (%5,9) içermekteydi. Hastalardan 3’ünde pankreatite neden olan faktör bulunamadı. İdiyopatik pankreatit olarak değerlendirildi (%17,6). Olgulardan ikisinin tedavisinde Endoskopik Retrograd Kolanjiopankreatikografi (ERCP) kullanıldı. Birine sfinkterotomi ve dilatasyon yapılırken diğerine ERCP eşliğinde stend yerleştirildi (%11,8). Travma sonrası pankreatit ile gelen bir olguda distal pankreatektomi (%5,9) yapıldı. Diğer ondört hasta konservatif izlem ile şifa buldu (%82,4). Hastaların takiplerinde beş olguda psödokist gelişti. Psödokistlerin biri spontan gerilerken, ikisi perkütan drenaj kateteri ile tedavi edildi. Diğer psödokistlerden biri duodenojejunal anostomoz ve kistojejunostomi ile diğeri distal pankreatektomi ile tedavi edildi. Safra kesesi taşı saptanan iki olguya elektif kolesistektomi yapıldı.

SONUÇ: Sonuç: Günümüzde pankreatitli çocuklara acil laparatomi yaklaşımından uzaklaşılmıştır. Öncelikle konservatif izlem ve bu yaklaşımın takibinde gelişebilecek komplikasyonların tedavisi önce endoskopik girişim, gerekirse cerrahi tedavi şeklinde olmalıdır.
OBJECTIVE: Aim: Pancreatitis is commonly related to trauma, congenital duct anomalies, familial disorders, drugs and metabolic causes in children whereas it is usually related to biliary duct diseases and chronic alcoholism in adults. The aim of this study was to evaluate the pediatric patients with pancreatitis in terms of etiological factors and share our clinical experiences about the diagnosis and treatment modalities utilized in this particular population.
METHODS: Material-Method: We retrospectively reviewed our seventeen patients with pancreatitis treated between 1994 and2009. They were evaluated by age, sex, etiological factors, diagnostically methods and treatment procedures.
RESULTS: Results: Of the patients enrolled in the study, the mean age was 10,8 year and the male /female ratio was 8/9. The blood amylase level was evaluated in every patient. In this series, the encountered etiological factors were as follows: familial hipertriglyceridemia (n: 3), choledocholithiasis (n: 3), antiepileptic drugs (n: 2), trauma (n: 4), Mumps infection (n: 1), Sphincter of Oddi dysfunction (n: 1) and idiopathic (n: 3). We used ERCP procedure for two patients and distal pancreatectomy for one patient. The remaining fourteen patients were treated conservatively.
CONCLUSION: Conclusion: There has recently been a tendency towards avoidance of emergency laparatomy for acute pancreatitis in children. An initial conservative approach should be carried out in this patient population. Endoscopic and open procedures might then be considered in treatment of the possible complications encountered during follow-up..

3.
Çocuklarda Yabancı Cisim Aspirasyonunda sanal bronkoskopi deneyimimiz
Foreign Body Aspiration in Children: Whether Virtual Bronchoscopy is Essential?
Tugay Tartar, Ahmet Kazez, Mehmet Ruhi Onur, Ahmet Kürşad Poyraz, Mehmet Saraç, Ünal Bakal, Yunus Çolakoğlu, Fikret Ersöz, Mustafa Tamer Gürbaz
Sayfalar 77 - 81
AMAÇ: Yabancı cisim aspirasyonu (YCA) şüphesiyle sanal ve rijid bronkoskopi yapılan olguları geriye dönük incelemek.
YÖNTEMLER: Bir üniversite hastanesinde, 2006-2010 yılları arasında YCA şüphesi ile bronkoskopi yapılan olgular; yaş, cinsiyet, yakınmaları, muayene bulguları, YCA öyküsünün varlığı, akciğer grafisi bulgusu, sanal bronkoskopi (SB) bulgusu, yabancı cismin niteliği, çıkarıldığı yer ve komplikasyonları değerlendirildi.
BULGULAR: YCA şüpheli 24’ü (%56) erkek, 19’u (%44) kız 43 çocuk değerlendirildi. Ortalama yaş 29 ay (1–168 ay) olup, 36 olgu (%84) 3 yaşın altındaydı. En sık başvuru şikayeti öksürük, fizik muayene bulgusu ilgili tarafta akciğer seslerinin azalmış olması ve en sık radyolojik bulgu ise obstrüktif amfizemdi. On dört hastada (%33) radyolojik görünüm normaldi. En sık ayçekirdeği aspire edilmişti (%24). Yabancı cisimler %44 oranında sağ ana bronşta tespit edildi. Öyküsü negatif olan 4 YCA şüpheli olgu da dahil, SB yapılan 11 hastanın tamamında yabancı cisim belirlendi. Aspirasyon öyküsü pozitif olan 31 olgunun tamamında YCA saptanırken, öyküsü negatif olan 12 olgunun 10’unda (%83) YCA saptandı. Bir olgu kaybedildi (%2.5).
SONUÇ: YCA’ lar 3 yaş altı çocuklarda daha sık görülmektedir. Aspirasyon hikayesi şüpheli ve radyolojik bulguları yeterli olmayan olgularda SB, tanıya önemli katkılar sağlamaktadır. Tanı şüphesi bulunmayan olgularda ise SB’nin, yüksek radyasyon nedeni ile yapılmamasını önermekteyiz.
OBJECTIVE: We retrospectively reviewed the patients who had rigid and virtual computed tomography (CT) bronchoscopy for the diagnosis and treatment of foreign body aspiration (FBA) in order to understand the role of virtual CT in the diagnosis of FBA.
METHODS: The records of patients who had bronchoscopy between 2006-2010 and virtual bronchoscopy between 2008-2010 including age, sex, signs and symptoms, presence of FBA history, results of chest film and virtual CT bronchoscopy, type and location of foreign bodies were reviewed.
RESULTS: The total number of cases was 43 (24 male, 56%; 19 female, 44%) with a mean age of 29 months (1–168 months), Thirtysix of the cases were under 3 years of age. The most frequent symptom and sign in patients were coughing and decreased breath sounds, in relevance side respectively, while obstructive emphysema on imaging studies. Radiology was normal in 14 patients (33%). Most frequently (24%) sunflower seed was aspirated and 44% of the foreign bodies were located in the right bronchus. FBA was present in 11 cases, including the cases with suspicious FBA, which virtual CT bronchoscopy was performed. Foreign body aspiration was detected in all 31 patients with aspiration history and in 10 (83%) of 12 patients with negative aspiration history. Foreign body was found in all 11 patients who had virtual bronchoscopy including 4 patients without aspiration history. One patient died (2.5%) due to pneumothorax occured during rigid bronchoscopy.
CONCLUSION: FBA is seen more frequently in children under 3 years of age. In cases with a suspicious history of aspiration and radiological findings, virtual CT bronchoscopy, is useful in the diagnosis. In cases with certain diagnosis, we do not advocate it because of high radiation dose.

4.
SÜNNET YAZ AYLARINDA ÇOCUK CERRAHLARI İÇİN KABUS MU OLMALI? Devlet Hastanesinde çalışan bir çocuk cerrahının konu hakkındaki görüş ve uygulamaları
SHOULD CIRCUMCISION DURING THE SUMMER MONTHS BE A NIGHTMARE FOR PEDIATRIC SURGEONS? The views and activities of a pediatric surgeon working at a state hospital
Erdal Türk
Sayfalar 82 - 88
Giriş: Çocuk cerrahları ve ürologların en sık yaptığı cerrahi girişim olarak sünnet, ülkemizde dini inançların bir gereği olarak uygulanmaktadır. Özellikle yaz tatillerinde artan sünnet taleplerinin tamamının hastaneler tarafından karşılanamaması, olguların yeterli tıbbi donanımı olmayan ve sünnetçi olarak isimlendirilen kişilerce sünnet edilmesine ve bu durumda bazı tıbbi ve sosyal sorunlara neden olabilmektedir. Bu çalışma, devlet hastanelerinde çalışan çocuk cerrahlarına bu sorunu engelleyebilmek için çözüm önerisi sunmakta ve bu konuda biz çocuk cerrahlarının önemine vurgu yapmaktadır.
Materyal Metod: Denizli Devlet Hastanesi Çocuk cerrahisi polikliniğine okul tatil döneminde sünnet olma isteğiyle müracaat eden olgular iki gruba ayrıldılar. Altı yaş ve üstünde iletişeme rahat geçebilen çocuklar lokal anestezi altında, 0-6 yaş arası ile iletişim kurmayan, ürkek 6 yaş üstü olgular ve fizik muayenede ek anomali saptanan olgular ise genel anestezi altında sünnet edildiler.
Sonuçlar: Polikliniğimize 01 Haziran-31 Eylül 2010 tarihleri arasında müracaat eden 876 olgudan, yaşları 6-17 arasında değişen 676’si (%77,2) tek bir çocuk cerrahı ve bu konuda eğitilmiş 2 sağlık memuru yardımıyla lokal anestezi altında sünnet edildi. Yaşları 0-6 arasında olan 154 olgu (%17,6) ile, 6 yaşından büyük, uyum problemi yaşayan 25 olgu (%2,8) ve fizik muayenede ek anomali saptanan 21 olgu (%2,4) genel anestezi altında sünnet edildiler.
Tartışma: Devlet hastanelerinde çalışan, gönüllü çocuk cerrahları benimsedikleri hızlı, pratik ve sağlıklı bir sünnet tekniğini yardımcı personele öğreterek, çok sayıda çocuğu lokal anestezi altında sünnet edebilir. Ayrıca hem sünnet öncesi çocukları muayene ederek konjenital anomalisi olanların tanısını koyar, hem de tıbbi eğitimden noksan kişilerin yapacakları hatalı sünnetleri engellemiş olur.
Introduction: Circumcision is the most common procedure performed by pediatric surgeons and urologists and is part of the religious requirements of our country. The inability of hospitals to meet all the increased circumcision requests during the summer holidays can lead to these procedures being carried out by local people called circumcisers who lack adequate medical equipment and this causes some medical and social problems. This study suggests a solution to pediatric surgeons working at state hospitals to solve this problem and emphasizes the importance of pediatric surgeons.
Material Method: Cases presenting at the Denizli State Hospital Pediatric Surgery Outpatients Department to undergo circumcision during the school holidays were divided into two groups. Cases who could communicate easily and were over 6 years old were circumcised under local anesthesia while children aged 0 to 6 or children over 6 but shy or with an additional abnormality detected during physical examination were circumcised under general anesthesia.
Results: A total of 876 cases presented at our outpatients department for circumcision between June 1 and September 31, 2010 and 676 children (77.2%) aged 6-17 years were circumcised under local anesthesia by a single pediatric surgeon with the help of medical officers. A total of 154 cases (17.6%) aged 0-6 and 25 cases (2.8%) older than 6 but with adaptation problems and 21 cases (2.4%) with an additional anomaly detected during physical examination were operated under general anesthesia.
Discussion: Pediatric surgeons working at a state hospital can train the healthcare staff on the rapid, practical and healthy circumcision method they prefer and enable the circumcision of many children under local anesthesia. They can also examine the children before circumcision to diagnose any addition anomalies and prevent incorrect circumcision being performed by persons lacking a medical education.

5.
Mekonyumun fetal yara iyileşmesi üzerine etkileri
The effects of meconium on fetal wound healing
Mehmet Erdal Memetoğlu, Mete Kaya, Mehmet Emin Boleken, Turan Kanmaz, Muharrem Bitiren, Selçuk Yücesan
Sayfalar 89 - 93
AMAÇ: Fetal deride oluşturulan cilt yaralarının iyileşmesine mekonyumlu amniyon sıvısının etkilerini histopatolojik olarak araştırmaktır.
YÖNTEMLER: 20 adet gebe Wistar Albino cinsi sıçan her birinde 10 sıçan olacak şekilde iki gruba ayrıldı. Hamileliğin 16. günü anne sıçanlara laparotomi uygulandı. Histerotomi yapılmadan fetal sıçanların sırt bölgesine cilt-ciltaltı kesi yarası oluşturuldu ve işlem sonunda uterus içine 0,5 mL izotonik süspansiyonu (Kontrol grubu) ve mekonyum süspansiyonu (Deney grubu) verildi. Laparotomileri kapatılan anne sıçanlara 21. gün tekrar laparotomi uygulandı ve fetal sıçanlar toplandı. Toplanan fetusların sırt yaraları makroskobik ve histopatolojik olarak değerlendirildi. Sonuçlar istatistiksel olarak karşılaştırıldı.
BULGULAR: Her iki grupta skar oluşumu gözlenmedi. Deney grubunda (n=34) çok az koyu pigmentasyon dışında iki grup arasında makroskopik olarak fark bulunamadı. Histopatolojik olarak, mekonyum süspansiyonu verilen grupta belirgin mononükleer hücre ve fibroblast infiltrasyonu görüldü. Kontrol grubu (n=32) ile karşılaştırıldığında hücre infiltrasyonu ve doku tepkimesi yönünden aralarında anlamlı fark bulundu (p<0,001).
SONUÇ: Çalışmada, mekonyumlu amniyotik sıvının yara iyileşmesi üzerine makroskopik bir etki göstermediği ancak histopatolojik incelemede önemli enflamasyona neden olduğu gösterilmiştir.
OBJECTIVE: The aim of this study was to demonstrate the affects of meconium on fetal wound healing.
METHODS: Wistar Albino rats (n=20) were randomly divided into 2 groups, each formed of 10 rats. Laparatomy was made at 16th day of pregnancy. Dermal-subdermal incisions were made on the back of each fetus without hysterotomy. After formation of wound, in control group; 0,5 mL isotonic solution was instilled into uterus, and meconium suspension was given into the uterus in experiment group. Laparotomy incisions were closed. At 21st day of gestation, rats were re-opened from the same incision, and fetal healed wounds were collected for macroscopic and histopathologic examinations. Results were compared statistically.
RESULTS: No scar formation was observed in either group. Except presence of minimal dark pigmentation in experimental group, no significant difference was found between two groups (n=34). Histopathologically, when compared with the control group, fetal wounds in the experimental group had greater infiltration of mononuclear cells and fibroblasts (p<0,001).
CONCLUSION: This study demonstrated the harmful effects of meconium suspension on fetal wound healing. But this effect was not observed macroscopically.

6.
Künt batın travması sonrası izole ana hepatik kanal perforasyonu: olgu sunumu
Isolated common hepatic duct perforation after a blunt abdominal trauma: a case report
Engin Yılmaz, İbrahim Karaman, Çağatay Evrim Afşarlar, Ayşe Karaman, İsmet Faruk Özgüner
Sayfalar 94 - 96
Künt abdomen travmasına bağlı safra yolu yaralanmaları oldukça nadir görülür ve tanısı zordur. Sıklıkla diğer organ yaralanmalarıyla birliktelik gösterir. Olgumuz hem minör travma sonrasında gelişmiş olması hem de ortak hepatik kanalın oldukça nadir görülen izole yaralanması olması nedeniyle literatür bulguları eşliğinde sunulmuştur.
1,5 yaşında kız hasta üç günlük karın ağrısı şikayetiyle başvurdu. Ayrıntılı öykü alındığında koltuktan yere düşme hikayesi olduğu ve son bir gündür karın ağrısında artış olduğu öğrenildi. Ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografide batın içinde serbest sıvı dışında patolojik bulgu saptanmadı. Parasentezde safralı mayi saptanan hastanın eksplorasyonda ortak hepatik kanalın sistik kanal ile birleşim yeri posteriorunda 3 mm perforasyon dışında batın içinde herhangi bir patoloji saptanmadı. Perforasyon bölgesinden T tüp yerleştirildi. T tüp postoperatif 21. gün çekildi. Postoperatif takiplerinde sorunu olmadı.
Sonuç olarak, ayrıntılı öykü tüm hastalarda mutlaka dikkatlice alınmalı ve sonrasında gerekli incelemeler planlanmalıdır. Batın eksplorasyonunda SYY saptanan çocuklarda, T tüp ile safra yolları drenajı, uygulanması kolay ve başarılı sonuçları olan, geçerli bir yöntem olarak akılda tutulmalıdır.
Biliary duct injuries after blunt abdominal trauma is extremely rare and the diagnosis is difficult. It is often associated with other organ injuries. Here we present a patient with isolated common hepatic duct perforation solely following blunt abdominal trauma.
1.5 year-old girl was admitted complaining of a progresively increasing abdominal pain for the last 3 days. Detailed history indicated that she had fallen down from a seat. Ultrasonography and computed tomography findings were normal except free fluid in the abdomen. Paracentesis revealed bilious fluid, and an emergency surgery was justified. Surgical intervention revealed a 3 mm sized perforation on the posterior of common hepatic duct and cystic duct juntion, and any associated abnormality was explored. T-tube was placed through the perforation site, and was withdrawn on postoperative 21st day. Follow-up period was uneventful.
In conclusion, meticulous query is essential for all patients with trauma, afterwards diagnostic studies may become prominent. In cases of biliary duct injuries encountered in childhood, T tupe drainage of the biliary system should be considered. It is an easy and valid practice with successful results.

7.
Çocuk hastada dalak kist hidatiğinin perkütan drenajla tedavisi
Hydatid cyst in the spleen treatment through percutaneous drainage in a child patient
Mehmet Melek, Serhat Avcu, Salim Bilici, Mehmet Göksu, Ufuk Çobanoğlu
Sayfalar 97 - 100
Hidatik kist hastalığı endemik bölgeler içinde yer alan Türkiye’de ve Doğu Anadolu bölgemizde ciddi bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. En sık karaciğer ve akciğer tutulumu olmakla birlikte vücudun tüm dokularında görülebilir. Dalak kist hidatiklerinde genel tedavi yaklaşımı splenektomi gibi görünmekle birlikte dalak koruyucu yöntemlere de yönelim giderek artmaktadır. Bu yazımızda multiorgan tutulumlu kist hidatik hastalığı bulunan ve dalaktaki kist hidatik lezyonu perkütan drenajla tedavi edilen 13 yaşında erkek olguyu sunmaktayız. Olgumuzda elde ettiğimiz sonuçlar göz önünde tutulduğunda, çocuk olgularda da dalak kist hidatiğinin perkütan drenajı uygun bir tedavi seçeneği gibi görünmektedir.
Our country is an endemic region for hydatid cyst disease. Hydatid cyst disease is a serious problem in Eastern Anatolia. This disease involve most common liver and lung. However all the tissues of the body can be seen. The general approach to treatment of hydatid cyst in the spleen is splenectomy. But recently, spleen protective treatments recommended. We present in this article, the 13-year-old male patient with multi-organ involvement hydatid disease and splenic lesion treated with percutaneous drainage. When one considers results in our case, percutaneous drainage of splenic hydatid disease in children is seen as an appropriate treatment option.

 
 
Copyright © 2021 Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale