TR | ENG ISSN 2667-7024
 
Volume : 34   Issue : 1  Year : 2020

Current Issue Published Numbers Articles In Print The Most Downloaded Articles Send Online Article




 
: 30 (3)
Volume: 30  Issue: 3 - 2016
Hide Abstracts | << Back
RESEARCH ARTICLE
1.Gallstones in children: Evaluation of clinical and surgical results
Çetin Aydın, İrfan Kırıştıoğlu, Hasan Doğruyol
doi: 10.5222/JTAPS.2016.119  Pages 119 - 127
GİRİŞ ve AMAÇ: Çocuklarda safra taşı hastalığının insidansı belirgin bir artış göstermesine rağmen bu konudaki çalışmalar kısıtlı ve klavuz oluşturacak düzeye ulaşmamıştır. Bu çalışmada, çocukluk çağı safra taşları ile ilgili risk faktörlerini ortaya koymak, semptomlar üzerine etkili faktörleri belirlemek ve çocuklarda safra kesesi taşı yönetimiyle ilgili deneyimlerimizi aktarmak amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Safra kesesi taşı nedeniyle kolesistektomi yapılan hastaların; demografik özellikleri, anamnez bilgileri, görüntüleme bulguları, laboratuar sonuçları, cerrahi ve klinik bulguları geriye dönük olarak tarandı. Safra kesesi taşı ile ilgili semptomlar puanlanarak her hasta için semptom skoru belirlendi ve oluşturulan gruplar arasında farklılıklar karşılaştırıldı.
BULGULAR: Çalışmamızda 72’si kız 75’i erkek olmak üzere 147 hasta vardı. Erken çocuklukta erkek, adölesan dönemde ise kız hastaların daha fazla olduğu saptandı. Kızlarda ve ileri yaşta; Vücut Kitle İndeksi (VKİ), safra taşı insidansı ve semptom skor ortalaması (SSO) daha yüksek bulundu. Serimizde 35 (%23,8) asemptomatik, 112 (%76,2) semptomatik hasta vardı. Asemptomatik hastalarda risk faktörleri daha fazla oranda bulundu. Hastalarımızın %54,4’ünde risk faktörleri mevcuttu ve hemolitik hastalık en sık görülen risk faktörü idi. Risk faktörü olmayan (idiyopatik) hastalarda SSO daha yüksek saptandı. Milimetrik taşlı hastalarda (%14,28) SSO ve pankreatit riski daha yüksek bulundu. Çalışmamızda; safra kesesi taşı nedeniyle yapılan kolesistektomi sayısında son yıllarda belirgin artış olduğu görüldü.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda; adölesan dönemde; kız cinsiyet, yaş ve aşırı kilonun safra taşı için daha belirgin bir risk oluşturduğu görülmüştür. Semptom skorlaması sonuçlarımıza göre; kız cinsiyet, ileri yaş, aşırı kilo, idiyopatik hasta, multiple veya milimetrik taş gibi faktörleri içeren safra kesesi taşlarında klinik tablonun daha şiddetli seyretiği sonucu çıkarılabilir.
INTRODUCTION: Although there are significant increase in incidence of gallstone disease in children, there are still limited amount of studies which lack management algorythms. Therefore, we aimed to contribute our experience to define risk factors that influences management of gallstone disease in children.
METHODS: The medical records of children who underwent cholecystectomy for gallstone disease were reviewed retrospectively. Demographic features, medical history, results of radiologic examination and laboratory tests, operative and clinical findings were recorded. The symptoms were classified due to their severity according to symptom scoring system and the differences between patients about the symptom scores.
RESULTS: In our study, there were 147 patients, including 75 boys and 72 girls. The incidence of gallstone disease was higher in todlers in boys and in adolesents girls. The gallstone incidence, body mass index and syptom score averages (SSA) were higher in older girls.There were 35 (23,8%) asymptomatic, 112 (76,2%) symptomatic patients in our series. 54,4% of our patients had a risk factor and the most common risk factor was presence of an associated hematologic disease. Asymptomatic patients had more risk factors than symptomatic patients. The SSA were significantly higher in patients with idiopathic gallstones.,SSA and the risk of pancreatitis were higher in patients with millimetric stones. A significant increase in cholecystectomy rates has been observed in our study.
DISCUSSION AND CONCLUSION: According to our experience, female sex, age and excess weight are important risk factors for gallstone disease during adolesance. SSA showed that female sex, advanced age, excess weight, unknown etiology, multiple and milimetric stones are major risk factors for clinical severity in pediatric gallstone disease.

2.Meckel’s diverticulum in children: 30 years experience
Süleyman Çelebi, Seyithan Özaydın, Cemile Başdaş, Birgül Karaaslan, Ünal Güvenç, Elmas Reyhan Alim, Serdar Sander
doi: 10.5222/JTAPS.2016.128  Pages 128 - 132
GİRİŞ ve AMAÇ: Kliniğimizde Meckel divertikülü (MD) tanısı almış olguların tedavi ve takiplerinin geriye dönük değerlendirilmesi ve literatür eşliğinde tartışılmasıdır.


YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 1987-Ocak 2016 yılları arasında İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği’nde semptomatik veya rastlantısal olarak saptanan MD olguların dosyaları geriye dönük olarak incelendi. Yaş, cinsiyet, klinik bulgular, uygulanan tedavi yöntemleri, ameliyat bulguları, komplikasyonlar, spesmenlerin histopatolojik incelemeleri ile hastaların takip sürecindeki sonuçları irdelendi.
BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen 137 olgunun 110’u semptomatik bulgularla başvurup ameliyat edilirken 27’si rastlantısal olarak saptanmış olup ameliyat edilmeden takibe alındı. Tüm olguların 107’si erkek, 30’u kız ve yaş ortalamaları 3,8 yıl (1 gün-13 yıl) olarak belirlendi. Semptomatik olanlarda %28 divertikülit, %16 barsak tıkanması, %27 kanama, %20 invajinasyon ve %3 volvulus saptandı. Rastlantısal 27 olgu; umbilikal kord prolapsusu, gastroşizis, duodenum atrezisi, ileal atrezi, malrotasyon, anal atrezi, diyafragma fıtığı ve sıkışmış kasık fıtığı ameliyatları esnasında saptandı. 110 semtomatik olgunun 65’inde divertikül kama şeklinde, 45’inde ise çepeçevre bir bölüm barsak ile birlikte çıkarıldı.

Histopatolojik incelemelerde çoğunlukla mukozal konjesyon, ödem, kanama ve iskemik değişiklikler bildirildi. Ektopik doku olarak; 26 olguda (%22) mide mukozası, 1 olguda ise pankreas dokusu varlığı belirlendi. Ameliyat sonrasında olguların 2’si barsak yapışıklığı nedeniyle yeniden ameliyat edildi. 3 olgu yaygın/gecikmiş peritonite bağlı çoklu organ yetersizliği tablosuyla kaybedildi. Rastlantısal saptanıp takibe alınan iki hasta semptomatik hale geldi; 1’i rektal kanama, 1’i invajinasyon nedeniyle opere edildi.


TARTIŞMA ve SONUÇ: Semptomatik olgularda sıklıkla akut karın tablosu ön planda olup tanıda gecikmeler ölümcül komplikasyonlara neden olabilmektedir. Tanıda zorluk yaşanan olgularda MD’ne bağlı komplikasyonların akılda tutulması gerekmektedir.
INTRODUCTION: The objective of this study was a retrospective evaluation of cases of Meckel’s diverticulum (MD) that were diagnosed in our clinic.


METHODS: Patients who underwent MD resection for primary MD (symptomatic) or secondary (incidental) reasons at a single institution, Kanuni Sultan Süleyman Education and Research Hospital, Istanbul, Turkey, from 1987–2015, were retrospectively analyzed in terms of age, sex, clinical features, perioperative findings, type of surgery, histopathologic findings, and postoperative follow-up and complications.
RESULTS: One hundred and thirty-seven patients (107 males and 30 females; a ratio of 3.5: 1.0) were enrolled in this study. The median age of the patients was 3.8 years. One hundred and ten patients were symptomatic and 19% (n = 27) were diagnosed incidentally. Presenting symptoms, in order of frequency, were diverticulitis (n = 31, 28%), intestinal obstruction (n = 19, 16%), gastrointestinal bleeding (n = 30, 27%), intussusception (n = 22, 20%), and volvulus (n = 3). Twenty-seven of the cases were incidentally discovered. Forty-five patients underwent partial small bowel resection and anastomosis. A further 65 patients underwent wedge resection. Ectopic gastric mucosa was detected in 24 (22%) of the patients and focal heterotopic pancreatic tissue was identified in 1 ( %) patient. Three patients who underwent surgery died due to multiple organ failure and cardiopulmonary arrest. Another two had to undergo laparotomy due to secondary intestinal obstruction. One of the patients with rectal bleeding underwent surgery aged 11 years and another received surgery three years after the initial identification of an intussusception.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Emergency surgery and a diagnosis of an acute abdomen is often required in symptomatic MD. Delayed diagnosis can lead to fatal complications. There should be high clinical suspicion of a diagnosis of MD, especially in the event of differential diagnosis in patients with associated complications in whom a definitive diagnosis has not been made preoperatively.

3.Video assisted thoracic surgery in advanced stage pleural empyema
Gökhan Berktuğ Bahadır, Hakan Taşkınlar, Ali Naycı
doi: 10.5222/JTAPS.2016.133  Pages 133 - 136
GİRİŞ ve AMAÇ: İleri evre çocuk ampiyem olgularında video yardımlı torakoskopik cerrahi (VATS) dekortikasyonun etkinliğini ve güvenirliğini incelemek.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2010-2015 yıllarında 0-18 yaş arası VATS uygulanan evre 3 ampiyem hastaları çalışmaya alındı. Çalışmada hastaların demografik özelliklerinin yanı sıra, yöntemin başarısı, erken ve geç dönemde komplikasyonlar değerlendirildi. VATS dekortikasyonda plevra aralığında hiçbir kapalı alanın ve sıvının kalmaması ve işlem sonunda akciğerin ekspansiyonu amaçlandı.
BULGULAR: Toplam 22 çocuk hasta çalışmaya alındı. Ortanca yaş 8 (1-17); 3’ü kız, 19’u erkek idi. Ampiyem, 12’si sağda, 10’u solda; 20 hastada pnömoni, birer hastada lenfoma ve tüberküloz idi. Hastalar 46 ay (15-126) takip edildiler.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çocuk ve ergenlerde ampiyem olgularında VATS dekortikasyon altın standart olarak düşünülmelidir. VATS dekortikasyon ileri evre ampiyem olgularında etkin ve güvenlidir.
INTRODUCTION: Assessment of efficacy and safety of video assisted thoracic surgery (VATS) decortication in pediatric advanced stage pleural empyema was aimed.
METHODS: Patients aged 0-18 years and underwent VATS for advanced stage pleural empyema between the years 2010-2015 were included in the study. Early and late complications regarding the procedure were evaluated as well as demographic data. VATS decortication aimed to eliminate all closed areas and residual fluid, and pulmonary expansion.
RESULTS: 22 patients were included in the study. The mean age was 8 (1-17) years. There were 19 males and 3 females. The empyema was on the right side in 12 patients, and on the left side in 10. The etiology was pneumonia in 20 patients and lymphoma and tuberculosis one each. The mean follow up period was 46 (15-126) months.
DISCUSSION AND CONCLUSION: VATS should be considered as the gold standard therapy for thoracic empyema. Our study showed the efficacy and safety of VATS decortication in advanced stage empyema both during infancy and adolescence.


CASE REPORT
4.Bianchi’s bowel lengthening procedure for short bowel syndrome: Report of two cases and approach of pediatric surgeons in Turkey
Seyithan Özaydın, Serdar Sander, Cemile Beşik, Ünal Güvenç, Aslan Babayiğit, Esra Polat, İpek Yıldız Özaydın, Merih Çetinkaya
doi: 10.5222/JTAPS.2016.137  Pages 137 - 143
Kısa barsak sendromu (KBS) barsak uzunluğu ve mukoza alanı yetersizliğinden kaynaklanan bir emilim sorunu olup; ağır enerji, protein, vitamin ve elektrolit bozukluğu ile seyreder. KBS’nin en sık nedenleri; nekrotizan enterekolit, ince barsak atrezileri, orta barsak volvulusu ve gastroşizidir. Çalışmamızda Bianchi yöntemi ile barsak uzatılması yapılan KBS’li 2 olgu sunulmuş ve literatür taramasıyla ülkemiz Çocuk Cerrahisi topluluğunun KBS olgularına yaklaşımı özetlenmeye çalışılmıştır.
Short bowel syndrome (SBS) is an absorption problem caused by insufficient bowel length and mucosal surface area. Severe protein-energy malnutrition and electrolyte-vitamine disorders are seen in this disease. Necrotizing enterocolitis, intestinal atresia, midgut volvulus and gastroschisis are the most frequent causes of SBS. In this study, two SBS patients whose underwent Bianchi’s bowel lengthening procedure are presented and approach of Turkish pediatric surgeons were outlined via a literature screening.

RESEARCH ARTICLE
5.Long-term results of arteriovenous fistula for hemodialysis in pediatric candidates
Mahir Kırnap, Aydıncan Akdur, Gokhan Moray
doi: 10.5222/JTAPS.2016.144  Pages 144 - 148
GİRİŞ ve AMAÇ: Pediatrik hastalarda AVFler kronik hemodializ için en iyi venöz erişim yolu olarak değerlendirilebilir. Kronik hemodializ için vasküler erişim şu kriterleri karşılamalıdır: uzun dönem açık kalma oranı, düşük komplikasyon oranı ve hedeflenen günlük aktiviteye minimum veya müdahale edilebilir etki.
Bu çalışmanın amacı mikrocerrahi vasküler teknikler kullanımına aday pediatric hastalarda AVF lerin oluşturulmasındaki tecrübemizi cerrahi tekniğe vurgu yaparak bildirmekti.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Haziran 2011 ile şubat 2016 tarihleri arasında merkezimide açılan AVF’ler geriye dönük olarak değerlendirildi. 35 hastaya 40 AVF açıldı. Açılan fistülerin 6’sı snuff box, 21’i radiosefalik, 11’i brakiosefalik, bir brakiobazilik ve biri femoro-femoral AVF. Hastaların yaşları ortalaması 12 (8 ile 14 arasında). AVF’ler paraşüt tekniği kullanılarak 7/0 veya 8/0 prolen suture materyali ile uç yan anastamoz edildi
BULGULAR: Açılan suff box AVF’in 4’ü (%75), radiosefalik AVF’lerin 19’ı (%90), brakiosefalik AVF’lerin 9’u (%81,1), brakiobazilik ve femoro-femoral AVF’lerin %100’ü ameliyat sonrası çalıştı. Bu AVF’lerin ortalama 37 aylık takiplerinde başarı oranı 86,4 bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Pediatrik hastalara açılan arteriovenöz fistüller literatürdeki erişkin karşılaştırıldığında başarı oranı benzer bulundu. Biz hastalarımızda mikrocerrahi vasküler teknikleri kullanmamız AVF’lerin başarılı çalışma oranlarını açıklamaktadır.
Son dönem böbrek yetmezliği olan pediatrik hastalarda ilk tercih periton dializidir Bununla birlikte periton dializi uygulanamayan hastalarda mikrocerrahi tekniği ile açılan AVF ‘ler başarılı bir şekilde uygulanabilir.
INTRODUCTION: AVFs may be considered the best type of venous access for chronic hemodialysis in pediatric patients. Vascular access for chronic hemodialysis should meet the following needs: long-term patency rate, low complication rate and manageable or minimum impact on desired daily activities.
The aim of the study was to report our experience in the creation of AVFs in pediatric candidates for using microsurgical vascular techniques, with emphasis on the details of the surgical technique.
METHODS: We retrospectively evaluated AVFs created at our centrum between June 2011 and Februrary 2016. 35 patients underwent 40 fistule creations. 6 were snuff-box, 21 radial-cephalic, 11 bracial-cephalic, one brachial-basilica and one femoro-femoral. Mean age of the patients was 12 (range 8 to14). AVFs were created end to side using parachute technique with 7/0 or 8/0 prolene suture
RESULTS: From the created snuff-box AVFs 4 (%75), radial-cephalic AVFs 19 (%90), brachial-cephalic AVFs 9 (%81,1), brachial-basilica and femoro-femoral AVFs %100 were patent after the operation. After 37 months follow-up success rate was %86,4.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Arteriovenous fistulas created in the pediatric patients had a similar success rate compared to the ones created in adult patiens in the literature. Microsurgical vascular techniques used in our patients explaines the success rates of the AVFs.
First choice of treatment for end stage renal disease (ESRD) is peritoneal dialysis. However in patients who are not suitable for peritoneal dialysis AVFs created successfully using microcurgical techniques can be used with success

OTHER
6.Çocuk Cerrahisi ve Çocuk Ürolojisinde Güncel Makalelerden Örnekler
Emil Mammadov
Pages 149 - 152
Çocuk Cerrahisi ve Çocuk Ürolojisinde
Güncel Makalelerden Örnekler
Çocuk Cerrahisi ve Çocuk Ürolojisinde
Güncel Makalelerden Örnekler

 
 
Copyright © 2021 Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale