TR | ENG ISSN 2667-7024
 
Volume : 34   Issue : 1  Year : 2020

Current Issue Published Numbers Articles In Print The Most Downloaded Articles Send Online Article




 
: 23 (2)
Volume: 23  Issue: 2 - 2009
Hide Abstracts | << Back
RESEARCH ARTICLE
1.Effects of iloprost, a stable prostacyclin analog on experimental neonatal necrotizing enterocolitis model
Abdülkerim Temiz, Tansu Salman, Yersu Kapran, Nezahat Gürler, Hüseyin Özbey, Alaattin Çelik
Pages 52 - 57
AMAÇ: Nekrotizan enterokolit (NEK) yenidoğan döneminde en sık karşılaşılan gastrointestinal sistem acillerinden biridir. Patolojik bulgular inflamasyon ve koagulasyon nekrozu ile karakterizedir. Stabil bir prostasiklin analoğu olan iloprostun, vazodilatatör, antikoagülan ve hücre koruyucu etkileri olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada yenidoğan sıçanlarda oluşturulan NEK modelinde iloprostun etkilerinin araştırılması planlanmıştır.


YÖNTEMLER: Çalışmamızda ile 30 adet Wistar Albino cinsi yenidoğan sıçan üç gruba ayrılarak kullanılmıştır. Birinci grup, kontrol grubu olarak alındı ve herhangi bir strese maruz bırakılmadı. İkinci grup, % 100 CO2 içeren ortamda ortalama 5 dk. ve +4°C’de 10 dk. bekletildiler. Bu işlemler günde iki defa, 4 gün boyunca uygulandı. Üçüncü gruba her hipoksik ve soğuk stresten sonra iloprost (2 µgr/kg, intraperitoneal) verildi. 4. günün sonunda deneklerden alınan kan, karaciğer ve dalak doku kültürlerinde mikrobiyolojik, terminal ileum biyopsilerinde histopatolojik bulgular değerlendirildi.


BULGULAR: Kontrol grubundan alınan doku kültürlerinde hiçbir üreme tespit edilmedi. İkinci gruptaki deneklerin hepsinde üreme tespit edildi. 3. grupta deneklerin beş tanesinin doku kültürlerinde üreme tespit edildi. Üretilen mikroorganizmaların büyük çoğunluğunu gram negatif bakteriler oluşturdu. Birinci gruptaki deneklerin tamamında terminal ileum biyopsileri normal değerlendirildi. İkinci gruptaki deneklerden alınan patoloji örneklerinin incelemesinde, üçünde patolojik değişiklik görülmezken, beşinde evre-2, ikisinde evre-3 değişiklikler tespit edildi. Üçüncü grubta, 7 denekte patolojik bulguya rastlanmazken, ikisinde evre-1, birinde evre-2 değişiklikler saptandı. Sonuçlar değerlendirildiğinde birinci grup ile ikinci grup ve ikinci grup ile üçüncü grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur.


SONUÇ: İloprost NEK’in etiyopatogenezinde etkili olduğu düşünülen hipoksi ve hipoterminin neden olduğu intestinal bulguları hafifletmiştir. iloprostun ve analoglarının, dokulardaki kan akımını arttırmaları, antitrombotik etkileri, hücre ve doku koruyucu etkileri nedeni ile NEK’e neden olabilecek stres faktörlerine karşı etkili olabileceği düşünülmüştür.

OBJECTIVE: Necrotizing enterocolitis (NEC) is a common clinical emergency of gastrointestinal system in the neonatal period. Pathological findings are characterized by inflammation and coagulation necrosis. It is well known that ilioprost, a stabile prostacyclin analogue, has vasodilator, anticoagulant and cyto-protective effects. We aimed to evaluate the effects of iloprost on experimental neonatal NEC.




METHODS: 30 Wistar Albino rat pups aged 1-8 hours were separated into three groups. Group I (control group) was not stressed with any factor. Group II was stressed with hypoxia by breathing of 100 % CO2 for 5 minutes and with exposure to cold at +4°C for 10 minutes. This protocol was performed twice daily for 4 days. Iloprost was used (2 µgr/kg, intraperitoneally) in group III at the end of the each hypoxic and cold stress. Samples from the blood, hepatic and splenic tissue for microbiological study and terminal ileum biopsy for histopathological evaluation were obtained at the end of the 4th day.
RESULTS: No bacterial growth was detected in the blood, hepatic and splenic tissue cultures in the control group. Bacterial reproduction was detected in all rats in group II and in 5 rats in group III. Most of the isolated microorganisms were gram negative bacteria. Terminal ileum biopsies were normal in the control group. In group II, histopathologic findings were normal in three rats while grade-2 and grade-3 injury was detected in five and two rats respectively. In group III, seven rats had normal histopathological findings while grade-1 and grade-2 injury were detected in 2 and 1 rats respectively. There were statistically significant difference betweengroup I and group II and between group II and group III.

CONCLUSION: Iloprost reduced the severity of the intestinal damage which occurred secondary to hypoxia and hypothermia causing NEC. We suggest that iloprost and its analogues may be effective with their vasodilating, antitrombotic, tissue and cytoprotective effects against causes of NEC.


2.Could procalcitonin be a determining factor in the diagnosis of intestinal ischemia?
Ömer Yılmaz, Abdülkadir Genç, Fatma Taneli, Semin Ayhan, Cansu Ünden Özcan, Can Taneli
Pages 58 - 62
AMAÇ: Prokalsitonin, kalsitonini oluşturan prekürsörlerdendir. Günümüzde erişkin ve çocuk olguların enfektif ve enflamatuvar durumlarında belirteç olarak kullanılmaktadır. İntestinal iskemi bebeklikten erişkinliğe birçok hastalığın etiyolojisinde önemli rol oynamaktadır. Nekrotizan enterokolit (NEK), midgut volvulus gibi hastalıklar iskemi ile ilişkili durumlardır. İskemi ile mukozal bütünlüğün bozulması bakteriyel translokasyon ile sonuçlanmaktadır. Amaç, intestinal iskemi deneysel modelinde prokalsitoninin erken bir belirteç olarak kullanılıp kullanılamayacağının araştırılmasıdır.


YÖNTEMLER: Çalışmamızda 35 adet rat kullanılmıştır. Denekler rasgele 7’şerli 5 gruba ayrılmıştır. Grup 1’de 120 dk., grup 2’de 60 dk., grup 3’te 30 dk. mezenter iskemi uygulanmıştır. Grup 4’teki denekler sham kontrol grubu olarak ayrılmıştır. Grup 1-2 ve 3’te batın kapatılarak 4 saat reperfüzyon uygulanmıştır. Grup 4’te de işlem sonrası batın kapatılarak 4 saat beklenmiştir. Grup 5 kontrol grubu olarak ayrılmıştır. İşlem sonunda prokalsitonin ölçümü için kan, patolojik inceleme için de terminal ileumdan 3 cm’lik bir segment alınmıştır.
BULGULAR: Deneklerin prokalsitonin serum düzeyi ortalamaları Kruskal-Wallis varyans analizi ile değerlendirildiğinde aralarında istatistiksel açıdan belirgin bir fark vardır (p=0,01). Mann-Whitney U testinde bu fark iskemi oluşturulan gruplar ile kontrol grupları arasındadır (p<0,05). İskemi oluşturulan deney grupları arasında herhangi bir istatistiksel fark saptanmamıştır. Histolojik bulguların ağırlığı ile serum prokalsitonin düzeyleri arasında istatistiksel bir ilişki bulunmamaktadır.


SONUÇ: Prokalsitonin serum düzeyi bağırsak iskemisinden sonra erken dönemde yükselmektedir. Deneysel bağırsak iskemisinde, iskemi derecesi ile prokalsitonin serum düzeyi arasında anlamlı bir ilişki saptanmadığından barsak iskemisinde negatif tarama testi olarak kullanılmasının yararlı olacağı düşünülmüştür.

OBJECTIVE: Procalcitonin is one of the precursors which forms calcitonin and today, it is being used as an indicator in the infections and inflammations of adult and children. Intestinal ischemia plays an important role in the etiology of numerous diseases from infancy to adulthood. Diseases associated with intestinal ischemia include necrotizing enterocolitis and midgut volvulus. Bacterial translocation resulted in the impairment of mucosal integrity secondary to the intestinal ischemia. The objective of this study is to assess whether serum procalcitonin could be used as an early indicator of intestinal ischemia.


METHODS: In our study, 35 rats were used. The subjects were randomly separated into 5 groups, each consisting of 7 rats. Mesenteric ischemia was applied for 120 minutes in Group 1, 60 minutes in group 2 and 30 minutes in Group 3. The subjects in Group 4 were designated as the sham control group. In Groups 1, 2 and 3 the abdomen was closed and reperfusion was applied for 4 hours. In Groups 4, the abdomen was closed upon the completion of the operation and 4 hours passed. Group 5 was classified as the control group. At the end, blood was taken for procalcitonin measurement and a segment of 3 cm was taken from the terminal ileum for pathological evaluation.

RESULTS: There was a statistically significant difference between the procalcitonin serum levels of the five groups evaluated by Kruskal-Wallis variance analysis (p=0,01). However, in comparison of the groups by Mann-Whitney U test, this difference seemed to occur only between the control groups and the groups which intestinal ischemia was developed (p<0,05). No difference was observed in groups which intestinal ischemia was developed. There was no correlation between procalcitonin serum levels of groups and the severity of the histological findings.

CONCLUSION: It was observed that procalcitonin serum levels increased in the intestinal ischemia in the early period. As relationship between procalcitonin serum levels and degree of ischemia has not been identified in experimental intestinal ischemia, it could be considered that procalcitonin serum levels may be used as a negative screening test.


3.A review of ischemia-reperfusion injury studies presented at the annual meetings of Turkish association of pediatric surgeons
Musa Abeş
Pages 63 - 69
AMAÇ: Ulusal Çocuk Cerrahisi Kongrelerinde (UÇCK) sunulan iskemi-reperfüzyon hasarı (İRH) konulu bildirilerin gözden geçirilmesi.


YÖNTEMLER: 1999-2008 yılları arasında UÇCK’ da sunulan İRH konulu bildirilerin özetlerine Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği Web Sitesinden (www.tccd.org.tr) ulaşıldı. Bildiriler; çalışmanın türü, kullanılan deney hayvanı, çalışılan organ/doku, kullanılan antioksidan ajan, sonuç ve antioksidan ajanın klinik kullanımı açısında gözden geçirildi. Deneysel olarak en fazla çalışılan 10 antioksidan ajan, klinik kullanım açısında PubMed’ te tarandı.

BULGULAR: Belirtilen yıllar arasında UÇCK’da 648’i sözlü sunum olmak üzere toplam 1816 bildiri sunulmuştu. Bu bildiriler içerisinde 44’ü sözlü ve 64’ü poster olmak üzere 108 (% 5.9) bildiri İRH ile ilgiliydi. İRH konulu bildirilerin 105 tanesi deneysel, 3 tanesi klinik çalışmaydı. Deneysel çalışmaların 97’si (% 92.3) sıçanlarda, 8’i (% 7.6) tavşanlarda yapılmıştı. 14 farklı organ veya dokuda çalışılmıştı. En fazla sıklıkla çalışılan dokular; barsak 39, testis 35, böbrek 10, akciğer 4, özofagus 3, mide 3, karaciğer 3 ve over 3 çalışma şeklindeydi. Deneysel çalışmalarda 53 farklı antioksidan madde kullanılırken, klinik çalışmalarda herhangi bir antioksidan kullanılmamıştı. Antioksidan ajanların 45 tanesi IRH’ya karşı etkili olmuş, 3 tanesi yaralanmayı artırmış ve 5 tanesi ise herhangi bir etki yaratmamıştı. En fazla sıklıkla kullanılan antioksidan ajanlar; melatonin 8, amrinon 4, pentoksifilin 4, metilen mavisi 4, N-asetilsistein 4, alfa lipoik asit 3, kafeik asit fentil ester 3, diklofenak sodyum 3, resveratrol 3, 3-aminobenzamid 3, L arginin ve L-NAME 3 çalışma şeklinde sıralanıyordu. 31 antioksidan ajan ise bir kez çalışılmıştı. PubMed’te yapılan taramada 10 antioksidan ajandan 5’inin klinik çalışmalarda kullanıldığı görüldü.


SONUÇ: IRH ile ilgili çalışmalar ulusal kongrede sunulan bildirilerin % 5.9’unu oluşturmaktadır. Ancak bu çalışmaların neredeyse tümüne yakını deneyseldir ve kullanılan antioksidan ajanların önemli bir kısmı bir kez ve kısa süreli olarak kullanılmışlardır. Tekrarlayan deneysel çalışmalarla etkinliği ortaya konulan, çocuklarda kullanım güvenirliği olan antioksidan ajanların klinik çalışmalarla desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz.


OBJECTIVE: To review the ischemia-reperfusion injury (IRI) studies presented at the annual meetings of the Turkish Association of Pediatric Surgeons for the last decade.


METHODS: The abstracts of the papers presented at the Annual Meetings of the Turkish Association of Pediatric Surgeons (AMTAPS) between 1999 and 2008 were searched in the database of Turkish Association of Pediatric Surgeons website (www.tccd.org.tr). The papers were reviewed for the sort of study, the experimental animals used, the organs or tissues studied, the antioxidant agents used, the outcomes, and the clinical trials of the antioxidant agents. 10 of the most common used antioxidant agents in the experimental studies were scanned on the PubMed for clinical trials.


RESULTS: A total number of 1816 papers (648 free papers and 1168 papers) were presented at AMTAPS during this period. 108 (5.9 %) of these papers were related to IRI. 105 of the papers were experimental and 3 of them were clinical studies. 97 (92.3 %) of experimental studies were performed in rats and 8 (7.6 %) of were performed in rabbits. 14 different organs and tissue were studied. The tissues studied were as follow according to frequency; Intestine 39, testis 35, kidney 10, lung 4, esophagus 3, stomach 3, liver 3, and ovary 3. 53 different antioxidant agents were used in the experimental studies. Any antioxidant agent was not used in the clinical trial. Three of the agents worsened, and 45 of the agents attenuated IRI whereas 5 of the agents found to have no effect on IRI. The most common used antioxidant agents according to frequency were as follows; Melatonin 8, amrinone 4, pentoxifylline 4, methylene blue 4, N-acetylcysteine 4, lipoic acid 3, caffeic acid phenethyl ester 3, diclofenac sodium 3, resveratrol 3, 3-aminobenzamide 3, and Larginin and L-NAME 3. 31 of the agents were used for once in the studies. PubMed scan showed that 5 of 10 antioxidant agents were used in the clinical trials.


CONCLUSION: IRI studies constitute 5.9 % of the papers presented at the AMTAPS. Almost all of the studies were experimental. Most of the agents were used for once and over a short period. We think that the antioxidant agents which are demonstrated to attenuate the IRI by multiple experimental studies and which are safe for children should be supported for clinical trials.


4.Evaluation of experimental studies presented in national pediatric surgery congresses
Feyza Türkmen, Tutku Soyer, Murat Çakmak
Pages 70 - 73
AMAÇ: Ulusal çocuk cerrahisi kongrelerinde sunulan deneysel çalışmaların değerlendirilmesi amacıyla retrospektif bir çalışma planlanmıştır.


YÖNTEMLER: Son 10 yıl içinde Ulusal Çocuk Cerrahisi Kongresi’nde sunulan deneysel çalışmalar, sunuldukları yıllar, sunum çeşitleri (sözlü sunum, tartışmalı poster ve poster) ve konu başlıklarına göre geriye dönük olarak incelenmiştir. Değerlendirme sırasında Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği web sitesindeki kongre bildirilerinden yararlanılmıştır.


BULGULAR: 1999-2008 yılları arasında düzenlenen ulusal kongrelerde (n: 10) sunulan 1.725 bildirinin 342’i (% 19.8) deneysel çalışmadır. Bu çalışmalar arasından 198’i (% 57.9) sözel bildiri, 108’i (% 31.6) poster, 36’sı (% 10.5) ise tartışmalı poster olarak sunulmuştur. Bu kongrelerde 81 (% 23.7) gastrointestinal sistem (GIS) modeli, 76 (% 22.2) genitoüriner sistem (GÜS) modeli, 70 (% 20.5) iskemi reperfüzyon modeli, 58 (% 16.9) yenidoğan modeli, 17 (% 4.9) karaciğer ve safra yolu modeli, 16 (% 4.7) travma ve şok modeli, 13 (% 3.8) doku kültürü modeli, 8 (% 2.4) yanık modeli ve 3 (% 0.9’i) deneysel pnömoperitonyum ile ilgili model sunulmuştur. En sık yapılan çalışmalar vezikoüreteral reflü, nöropatik mesane (n: 47) ve testis torsiyonu ile ilgili iskemi reperfüzyon (n: 40) modelleridir. Bu bildirilerden 82’si (% 23.9) SCI ve/veya SCI Expanded kapsamındaki dergilerde yayınlanmıştır. Yayınlanan çalışmalardan 49’u sözel bildiri 33’ü ise poster olarak sunulmuştur.

SONUÇ: Ulusal Çocuk Cerrahisi Kongrelerinin önemli bir kısmını deneysel çalışmalar oluşturmakta olup, bu çalışmalar ile ülkemizdeki çocuk cerrahisi klinikleri uluslararası literatüre önemli katkıda bulunmaktadırlar.

OBJECTIVE: A retrospective study was performed to evaluate the experimental studies presented in National Pediatric Surgery Congresses.



METHODS: Experimental studies presented in National Pediatric Surgery Congresses for the last 10 years were evaluated for presentation years, presentation types (oral presentation, poster with discussion and poster) and the topics retrospectively. Congress presentations in the website of Turkish Associaition of Pediatric Surgeons were taken into consideration.


RESULTS: Total number of 342 (% 19.8) experimental studies from 1725 presentations were presented in National Congresses (n: 10) between 1999-2008. Among these presentations, 198 (% 57.9) of the them were oral presentations, 108 (% 31.6) of them were poster and 36 (% 10.5) of them were poster with discussions. In these congresses, 81 (% 23.7) gastrointestinal models, 76 (% 22.2) genitourinary models, 70 (% 20.5) ischemia- reperfusion models, 58 (% 16.9) neonatal models, 17 (% 4.9) hepatobiliary models, 16 (% 4.7) trauma and shock models, 13 (% 3.8) tissue culture models, 8 (% 2.4) burn models and 3 (% 0.9) experimental pneumoperitoneum models were presented. The most common performed studies were vesicoureteral reflux, neurogenic bladder (n: .41) and ischemia reperfusion models for testicular torsion (n: 40). Eighty-two of these presentations were published in SCI/SCI-Expanded indexed journals. From published studies, 49 of them were oral presentations and 33 of them were posters.


CONCLUSION: Experimental studies constitutean important part of national pediatric surgery congresses and with these studies, pediatric surgery clinics in our country have an important contribution to the international literature.


5.The place of pediatric surgical experimental studies perfomed in our country in international literature
Özkan Cesur, Tutku Soyer, Murat Çakmak
Pages 74 - 77
AMAÇ: Ülkemizde çocuk cerrahisi alanında yapılan deneysel çalışmaların uluslararası literatürdeki yerini değerlendirmek amacıyla retrospektif bir çalışma yapılmıştır.


YÖNTEMLER: 1980-2008 yılları arasında, ülkemiz çocuk cerrahları tarafından yapılan ve SCI ve SCI-Expanded kapsamında yer alan dergilerde basılan deneysel çalışmaların, yıllara ve dergilere göre dağılımları ile konu içerikleri incelenmiştir.


BULGULAR: Belirtilen süre içinde ülkemizdeki çocuk cerrahları tarafından toplam 1.020 klinik ve deneysel çalışma SCI ve SCI-Expanded kapsamındaki dergilerde basılmıştır. Bu çalışmaların 264’ünü (% 25.8) deneysel çalışmalar oluşturmaktadır. Yıllara göre dağılıma bakıldığında 1980-1990 yılları arasında 3, 1991-2000 yılları arasında 45 deneysel çalışma yayınlanmışken, 2001-2008 yılları arasında ise 219 deneysel çalışma yayınlanmıştır. Bu çalışmaların 116’sı (% 43.9) çocuk cerrahisi dergileri dışında, 76’sı (% 28.7) Journal of Pediatric Surgery’de, 39’u (% 14.7) Pediatric Surgery International’da, 33’ü (% 12.5) European Journal of Pediatric Surgery’de yayınlanmıştır. En sık yayınlanan deneysel çalışmalar sırasıyla genitoüriner sistem (GÜS) modelleri (n: 78, % 29.5), iskemi reperfüzyon modelleri (n: 61, % 23.1), gastrointestinal sistem (GIS) modelleri (n.58, % 21.9), yenidoğan modelleri (n: 28, % 10.6), karaciğer safra yolları modelleri (n: 9, % 3.4), travma ve şok modelleri (n: 8, % 3.03) ve diğer modellerdir (n.22, % 8.3).


SONUÇ: Ülkemizde çocuk cerrahisi alanında yapılan deneysel çalışmaların yıllar içinde sayısında ve SCI kapsamındaki dergilerde yayınlanmasında belirgin artış olmuştur. Yapılan deneysel çalışmaların çocuk cerrahisi alanı dışındaki dergilerde yayınlanıyor olması ülkemizdeki deneysel çalışmaların uluslararası literatüre katkısının önemli bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

OBJECTIVE: A retrospective study was performed to evaluate the place of pediatric surgical experimental studies perfomed in our country in international literature.


METHODS: The experimental studies performed by Turkish pediatric surgeons which were published in Science Citation Index (SCI) / SCI-Expanded indexed journals between 1980-2008 were evuluated for experimental topics and distribution among years and journals.


RESULTS: In the above mentioned time period, pediatric surgeons in our country published 1020 clinical and experimental studies totally in Science Citation Index (SCI) / SCI-Expanded indexed journals. Experimental studies were 264 (% 25.8) of them. When distribution over the years were evaluated, 3 studies were published between 1980-1990, 45 were between 1991-2000 and 219 were between 2001-2008. Among these studies, 76 (% 28.7) of them were published in Journal of Pediatric Surgery, 39 (% 14.7) of them were in Pediatric Surgery International and 33 (% 12.5) of them were in European Journal of Pediatric Surgery and 116 (% 43.9) of them were published in other journals. The most common published experimental models were genitourinary (n: 78, % 29.5), ischemia-reperfusion (n: 61, % 23.1), gastrointestinal (n.58, % 21.9), newborn (n: 28, % 10.6), hepatobiliary (n: 9, % 3.4), trauma and shock (n: 8, % 3.03) and other models (n.22, % 8.3) respectively.

CONCLUSION: The number of experimental studies performed in our country in the field of pediatric surgery and their publication in SCI indexed journals have been improved over the recent years. The publication of these experimental studies performed in our country in different pediatric surgery journals can be considered as an important contribution to international literature.


6.Effects of diagnostic endoscopy on lenght of stay and cost in patients with suspect of corrosive ingestion
Ali Sayan, Mete Kaya, Hasan Turan, Özge Atacan, Tunç Özdemir, Ahmet Arıkan
Pages 78 - 80
AMAÇ: Koroziv madde içimine bağlı özofagus yanıkları çocuklarda karşılaşılan sık sorunlardan biridir. Özofagus yanığını doğrulayacak hassas bir test olmadığından, yanık derecesini öğrenmek için tanısal endoskopi yapılması gerekebilir. Bu çalışmada koroziv madde içimi şüphesi olan olgulara yaklaşımda uyguladığımız yöntemlerin klinik yansımaları gösterilmiştir.

YÖNTEMLER: Kliniğimizde Haziran 2008-Haziran 2009 arasında koroziv madde içme hikâyesi ile başvuran olgular yaklaşım yöntemlerine göre üç gruba ayrıldı. Grup1’e ilk 24 saat içinde endoskopi yapılıp yanık saptanmayan veya 1 derece yanık saptananlar, grup 2’ye endoskopi yapılıp yanık saptananlar ve grup 3’e çeşitli nedenlerle endoskopi yapılamayan olgular dahil edildi. Gruplar yaş, cinsiyet, koroziv madde cinsi, yatış süresi ve maliyetleri açısından istatistiksel olarak ki-kare ve varyans analiz yöntemi ile karşılaştırıldı.


BULGULAR: Koroziv madde içme şüphesi ile yatırılan 186 olgudan 134’ine (% 72) tanısal endoskopi uygulandı (grup 1: 73; grup 2: 61). Elli iki olgu endoskopi yapılmadan takip edildi (grup 3). Her üç grup arasında yaş ve cinsiyet yönünden bir fark yoktu (p>.05). Her üç grupta da daha çok alkali madde içimi vardı ve aralarında anlamlı fark yoktu (p>.05). Yatış süreleri yönünden grup 1 de diğer gruplarla karşılaştırıldığında anlamlı olarak düşüktü (p<.05). Grup 2’de 5, grup 3’de 4 hastada özofagus striktürü gelişti ve dilatasyon programına alındı. Maliyet oranları karşılaştırıldığında grup 1 ve 2 arasında anlamlı bir fark yokken, grup 3’de anlamlı olarak diğer gruplardan düşüktü (p<.05).


SONUÇ: Koroziv madde içme şüphesi olan olgulara yaklaşım ve endoskopinin gerekliliği halen tartışılan bir konudur. Bu çalışma göstermiştir ki endoskopi yapılması yanık saptanmayan olgularda hastanede yatış süresini kısaltmaktadır ancak maliyeti arttırmaktadır.


OBJECTIVE: Esophageal burns caused by corrosive material ingestion are a common. Since there is no sensitive test to diagnose esophagus burn properly, diagnostic endoscopy may be necessary to be informed about the degree of burn. In this study, we aimed to evaluate the clinical results related to our approache to suspected of corrosive material ingestion.


METHODS: Patients with corrosive material ingestion between June 2008 and June 2009 were divided into 3 groups according to the method of approach. Group 1 patients were those with endoscopy in the first 24 hours of admission and no burns or only first degree burns were found. Group 2 were those who had an endoscopy and significant burns. In group 3, the patients did not have any endoscopy due to varios reasons. Groups were compared with chi square and variance analysis method statistically in terms of age, gender, kind of material, lenght of stay (LOS) and cost.


RESULTS: Diagnostic endoscopy was applied to 134 (72 %) of 186 cases with suspect of corrosive material ingestion (group 1: 73; group 2: 61). 52 % of the patients were on follow-up without endoscopy. No difference was found in both groups in terms of age and gender (p>.05). In all three groups, alkaline material ingestion was found in majority and there was no significant difference between the groups (p>.05). Group 1 had a significantly lower LOS (p<.05). Five patients in group 2 and 4 patients in group 3 have been taken into dilatation programme because their esophageal strictures progress. In terms of cost rates, there was no significant difference between group 1 and 2 but group 3 had a significantly lower cost than the other groups (p<.05).

CONCLUSION: It is stil largued if there is a need for endoscopy in corrosive material ingestion in controversial cases. This study showed that endoscopy decreases the admission time in the hospital for cases when burns were not diagnosed but increases the costs.



CASE REPORT
7.Pure nongestational choriocarcinoma of the ovary in a child: Case report
Şemsi Altaner, Ebru Taştekin, Burhan Aksu, Fulya Öz Puyan, Kemal Kutlu
Pages 81 - 84
Dokuz yaşındaki hasta karın ağrısı ve şişlik nedeniyle hastanemize başvurmuştur. Ultrasonografik görüntülemede batın sağ alt kadran periçekal bölgede 7x5x5 cm boyutlarında, yoğun içerikli, septasyonlar içeren sıvı lokulasyonu izlenmiş ve ön planda apse lehine yorumlanmıştır. Laboratuvar tetkiklerinde HCG yüksekliği vardı. Bunun dışında yapılan FSH, Estrodiol, LH, total testesteron, androstenodion, CEA, AFP ve 17-OH progesteronu normal sınırlardaydı. Hastaya sağ salpingooferektomi, sol over wedge rezeksiyonu, sağ-sol periton biyopsileri ve sağ parakolik lenf nodu diseksiyonu yapılmıştır. Makroskopik olarak sağ over kistik, nekrotik, hemorajik ve solid alanlar içermekteydi. Mikroskopik incelemede nekrotik ve hemorajik alanlarda atipik sitotrofoblastik ve sinsityotrofoblastik hücreler görüldü. Sinsityotrofoblastik hücreler HCG ile diffuz pozitifti. Ayrıca pankeratin diffüz, inhibin fokal pozitifti. CD99, CD30, CEA, NSE, PLAP, AFP negatifti. 9 yaşındaki kızın overinde pür nongestasyonel koryokarsinom teşhisi konuldu ve vaka literatür eşliğinde sunuldu.
A 9-year-old girl was admitted to our hospital with abdominal pain and distention due to a complex ovarian mass. An ultrasound scan showed a 7x5x5 cm, intensive fluid loculation and septation in right inferior quadran pericheacecal area. Radiologist reported this massas an abscess formation. The laboratory data showed high serum level of HCG. The level of FSH, estrodiol, LH, total testesteron, androstenodion, CEA, AFP ve 17-OH progesteron were normal. An emergency surgery was planned with these findings. Right salpingoophorectomy, and left ovary wedge resection and lymph node dissection were performed. The right ovary revealed a cystic, necrosis and hemorrhagic tumor with solid parts. The microscopic examination containing wide areas of necrosis and hemorrhagic in which atypical cytotrophoblastic and syncitiotrophoblastic cells are observed. Syncitiotrophoblastic cells was immunohistochemically diffuse positive for HCG. Furthermore, It was focally positive for inhibin and diffuse positive for keratin. CD99, CD30, CEA, NSE, PLAP, AFP were negative. We present a case of a 9-year-old girl diagnosed with pure nongestational choriocarcinoma of the ovary with a review of the literature.

8.Rare sclerosing stromal tumor of the ovary: A case report
Sema Uğuralp, Ahmet Güngör, Ahmet Sığırcı, Emine Şamdancı, Engin Aydın
Pages 85 - 88
Sklerozan stromal tümörler (SST) overin sex kord tümörleri içinde sınıflandırılan ve nadir görülen benign karakterli tümörlerdir. Bu hastalık çok sıklıkla 30 yaşın altındaki genç kadınlarda ortaya çıkar.

15 yaşında kız olgu karın ultrasonografisinde sağ overde kompleks kistik kitle saptanması nedeniyle kliniğimize başvurdu. Tümör markırlarından CA-125 düzeyi normalin üzerinde idi. Diğer tümör markırları normaldi. Pelvik manyetik rezonans görüntülemede sağ over sola nazaran büyümüş olup içerisinde heterojen alanlar içeren, kalın septaları olan, kontrast tutan kistik alanlar izlendi. Yapılan eksplorasyonda lobule oldukça sert ve fibrotik görünümlü, krem renkli over kitlesi ve kitle içinde kistik alanlar mevcuttu. Ooforektomi yapıldı. Histopatolojik değerlendirmede stromal kaynaklı selim SST rapor edildi.

Cerrahi sırasında krem renkli ve oldukça sert over kitlesi görüldüğünde overin nadir görülen SST’ü hatırlanmalıdır.
Sclerosing stromal tumor (SST) is a rare benign ovarian neoplasm of stromal origin. This disease most frequently occurs in young women under 30 years old.

15-year-old girl presented with a right ovarian complex cystic mass on abdominal ultrasonography. The CA-125 value was increased mildly. Other tumor markers were normal. Pelvic magnetic resonance imaging showed a large right ovary including heterogenic area, thick septa and contrast-enhanced cystic area. Intraoperatively, a hard, lobular, whitish-yellow fibrotic ovarian tumor including cystic area was identified. Oophorectomy was performed. Histologically, SST was reported.

It must be remembered that when a white-yellow and hard ovarian tissue is identified intraoperativel, the rare SST of the ovary maybe present.

9.Ovarian artery injury as a peritoneal dialysis complication: Case report
Mehmet Melek, Yeşim Edirne, Burhan Beger, Mecnun Çetin
Pages 89 - 93
Periton diyalizi tedavisindeki hastalar, başta peritonit olmak üzere, kateter çıkış yeri infeksiyonu, kateter disfonksiyonu, yetersiz klirens ve yetersiz ultrafiltrasyon gibi birçok komplikasyon ile karşı karşıyadırlar. Periton diyalizi yapılan hastalarda hemoperitoneum benign bir komplikasyon olarak tariflenmekle birlikte olguların % 20 gibi bir kısmında hayatı tehdit eden şiddette görülmesi nedeniyle dikkat edilmesi gereken önemli bir komplikasyondur. Çeşitli serilerde periton diyalizi sırasında oluşan intraperitoneal kanama komplikasyonu bildirilmekle birlikte kanamanın spesifik bir odağından bahsedilmemektedir. Bu çalışmada periton diyaliz kateterinin takılmasını takiben dördüncü günde gelişen over arteri yaralanmasına bağlı intraabdominal hemoraji sonucu exitus olan iki aylık kız bebek olgu sunulmaktadır. Özellikle sert malzemeden yapılmış periton diyaliz kateterlerinin kanama komplikasyonuna etkisi oldukça fazladır ve bu tür kateterlerin stabilizasyonu hayati önem taşır.
Patients treated with peritoneal dialysis are prone to many complications like peritonitis, catheter exit-site infection, catheter disfunction, insufficient clearance and ultra-filtration. Although hemoperitoneum is described as a benign complication, one should be cautious against it because of its life-threatening severe form seen in approximately 20 % of patients. There are several studies reporting intra-peritoneal hemorrhage during the procedure but a specific localization of the hemorrhage is not mentioned. We present here a case of 2 months old female infant who died due to intra-abdominal hemorrhage caused by ovarian artery injury on the 4th day after peritoneal dialysis was performed. Catheters made of hard material can cause hemorrhage. Fixation of these catheters is vital.

10.Femoral nerve block as a complıcatıon of ılioinguinal/ıliohypogastric nerve block: Report of two cases
Vedat Bakan, Zafer Doğan, Şenol Öztürk
Pages 94 - 96
İlioinguinal/iliohipogastrik sinir bloğu, çocuklarda inguinoskrotal bölge ameliyatlarında postoperatif ağrıyı azaltmak için uygulanmaktadır. Geçici femoral sinir paralisizisi İlioinguinal/iliohipogastrik sinir bloğunun bir komplikasyonudur.

2002-2008 yılları arasında yaşları 2-14 arasında değişen kasık bölgesi girişimi yapılan 325 hastada 379 İlioinguinal/iliohipogastrik sinir bloğu yapıldı. İlioinguinal/iliohipogastrik sinir bloğu hastaların tümünde genel anestezi altında ve operasyonların sonunda, % 0.5’lik Bupivacaine ile 0.5 ml/kg, yapıldı. Sağ inguinal herni onarımı yapılan 9 ve 12 yaşında iki hastada femoral sinir paralizisi saptandı. Hastaların yakınmaları ve fizik muayene bulguları 4-6 saatlik gözlemle tamamen düzeldi.

Geçici femoral sinir paralizisi İlioinguinal/iliohipogastrik sinir bloğu sonrası görülebilir. Genelde günübirlik ameliyat yapılan hastalarda izlenebilecek bu yan etki yatak istirahat ile kendiliğinden düzelmektedir. İlioinguinal/iliohipogastrik sinir bloğu sonrası bacakta güçsüzlük olan hastalar bu yan etki açısından bilgilendirilerek taburcu edilebilirler.
Ilioinguinal/ıliohypogastric nerve block (IINB) provides analgesia for inguinal herniorrhaphy, orchiopexy, and hydrocelectomy surgeries as a supplement to general anesthesia or for postoperative analgesia in pediatric patients. However, INB may be complicated by transient femoral nerve palsy and may lead to temporary weakness in the lower extremity.

Between 2002 and 2008, 379 groin operations were performed in 325 children aged 2 to 14 years. All the nerve blocks were performed with the patient under general anesthesia using Bupivacaine 0.25 %, 0.2 ml/kg body weight. Of the 379 groin operations, 2 (0.5 %) who had a right inguinal hernia and postoperative leg weakness on the side of the nerve block. The weakness of right leg was noticed when the patients began to mobilize. Complete spontaneous recovery occurred 4 and 6 h later.

Transient femoral nerve palsy after INB can occur in children and it is transient. It is important that the patients are informed of this potential risk of the INB and the patients may be discharged without delay.

 
 
Copyright © 2021 Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale