TR | ENG ISSN 2667-7024
 
Volume : 34   Issue : 1  Year : 2020

Current Issue Published Numbers Articles In Print The Most Downloaded Articles Send Online Article




 
: 17 (1)
Volume: 17  Issue: 1 - 2003
Hide Abstracts | << Back
OTHER
1.
Editörden Mektup
Cenk Büyükünal, Tanju Aktuğ
Page 5
Abstract | Full Text PDF

RESEARCH ARTICLE
2.The language we write
Serdar Sander
Pages 6 - 11
GİRİŞ ve AMAÇ: Dergimizin yazılarındaki dil kirlenmesi oranının belirlenmesi ve sorunun nedenleri üzerinde tartışılmasıdır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Pediatrik Cerrahi dergisi’nin 1987-2001 arasında yayımlanmış olan 15 cildi (33 dergi) incelenerek başlıklar, özetler, anahtar sözcükler ve yazılarda bulunan toplam ve yabancı sözcükler tek tek sayıldı. Dergilerdeki tüm yazı başlıkları ve anahtar sözcükler değerlendirildi. 15 ciltten İngilizcesi Türkçesinin aynısı olan 15 özet seçildi. Yazılar ise sindirim sistemi, tümör-kitleler, idrar yolları-
cinsel organlar, deneysel çalışmalar ve göğüs hastalıkları şeklinde beş ana konuda toplandı; her ciltte her ana konudan birer yazı bulunmadığından amaçlanan 75 yerine 69 yazı seçilerek incelendi.

BULGULAR: Değerlendirilen 302 yazı başlığındaki 1896 sözcüğün 890’ı (% 47) yabancı sözcüktü ve bunların 284’ü (% 15) Türkçe’de tam karşılıkları bulunduğu halde kullanılmıştı. Yalnız 18 (% 6) başlıkta hiç yabancı sözcük yoktu. Seçilen 15 Türkçe özette 1458, 15 İngilizce özette ise 1353 sözcük vardı ve Türkçe özetlerdeki 415 (% 28) sözcük İngilizceleri ile aynı idi. 15 ciltteki 269 yazıda
1337 Türkçe, 1336 ‹ngilizce anahtar sözcük sayıldı ve bunların 832’sinin (% 62) Türkçesi ile İngilizce’lerinin
aynı olduğu belirlendi. Değerlendirilen 69 yazıdaki yabancı sözcük oranının % 30’u aştığı saptandı.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Anadilimize yabancı sözcük girişi istila boyutuna gelmiş olup bunu görmek için sokakta yürümek yeterlidir. Dergimizdeki yazılarda yapılan bu basit taramada kullandığımız her dört sözcükten birinin yabancı olduğu ortaya çıkmıştır. Bir bilim dalındaki kavramları ancak o dalda uğraş veren kişilerin tam olarak kavrayabileceği açıktır. Bizlere düşen görev, alanımızdaki kavramlara Türkçe
karşılıklar aramak ve ilk adım olarak yazılarımızda bilimsel içerik kadar anadilimize karşı dilsel sorumluluğumuzun da bulunduğunu kabul ederek gereksiz yabancı sözcüklerden kaçınmaktır.

INTRODUCTION: There is a serious inflow of foreign words to Turkish language in the last years. The aim of this study is to investigate the degree of language soiling in the scientific papers of the Turkish pediatric surgeons and to discuss the probable causes of this problem.
METHODS: The number of total and foreign words in the titles, key words, selected papers and summaries in the 15 volumes (33 journals) of the Turkish Journal of Pediatric Surgery (Pediatrik Cerrahi dergisi) that had been published between 1987 and 2001 were determined by counting word by word. All of the titles and key words are evaluated. 15 summaries (one for each year) that had been exactly translated to English were evaluated. The papers were divided into 5 main subject groups as; gastrointestinal
system, tumors-masses, genitourinary system, experimental studies and respiratory system, and one paper in each group for each year was selected. In addition to word count the papers were evaluated for some linguistic characteristics.
RESULTS: 890 (47 %) of the 1896 words in 302 titles were foreign and 284 (15 %) of these had exact Turkish synonyms. There were only 18 titles (6 %) that had not contained any foreign words. There were 1458 Turkish and 1353 English words in selected summaries, and 415 (28 %) words in the Turkish summaries were of English words. There were 1337 Turkish and 1336 English words
in the key words of 269 papers and 832 (62 %) of these were same in both language. The total ratio of foreign words in the selected papers was above 30 % and the ratios in subject groups were as follows; gastrointestinal system 32.5 %, tumors-masses 29 %, genitourinary system 28 %, experimental studies 32 %, and respiratory system 29 %.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Inflow of foreign words into Turkish may easily be called as invasion of our mother language and it can be observed even by walking in the street. Our simple study has shown that one of every four words in our journal is of a foreign language. The specific scientific terms are best understood by the scientists who study on specific branches. Our mission is to try to find/derive Turkish words for the terms in our field. We always have to remember that we have a great responsibility for not only
scientific but also linguistic contents of our papers, and as a first step we have to try to avoid foreign words those have exact synonyms in Turkish.

3.The effect of midazolam premedication to intravenous cannulation with topical lidocaine-prilocaine cream (EMLA) in pediatric patients
Elif Bombacı, Osman Ekinci, Onur Canpolat, Serhan Çolakoğlu, Neşe Aydın
Pages 12 - 16
GİRİŞ ve AMAÇ: Midazolam premedikasyonu ve EMLA krem (Eutectic Mixture of Local Anesthetics; Astra USA, Westborough, MA) topikal anestezisi çocukların invaziv girişimlerinde sıklıkla kullanılmaktadır. Bu çalışmada farklı yaş grubu çocuklarda oral midazolam premedikasyonunun EMLA kremle yapılan intravenöz kanülasyonlarda işleme bir kolaylık sağlayıp sağlamadığı araştırıldı.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Elektif şartlarda ameliyat edilecek 1-12 yaş arası ASA I-II fizik durumda 62 çocuk, kurum ve aile onayı ile çalışmaya alınarak dört gruba ayrıldı: A1 grubu (1-5 yaş, EMLA n=14), A2 grubu (1-5 yaş, EMLA+midazolam n=15), B1grubu (6-12 yaş, EMLA n=17) ve B2 grubu (6-12 yaş, EMLA+midazolam n=16). Tüm çocukların el sır-tına operasyondan bir saat önce EMLA krem sürülüp te-gaderm ile kapatıldı, yapılacak işlem çocuğa ve aileye an-latıldı. Ayrıca A2 ve B2 gruplarına operasyondan 30 dakika önce midazolam 0.5 mg/kg oral verildi. 22G kanül ile damar yolu açılırken elini vermeye tepki(EVT) ve enjeksiyonda el çekme (EEÇ); 0=yok, 1=az, 2=şiddetli olarak, enjeksiyon ağrısı ise yüz skalası ve ağrı gözlem skalası (1-5 arası puanlama) puanlandırıldı.

BULGULAR: Korku ve endişenin değerlendirilmesinde kullanılan EVT puan ortalaması A1 grubunda diğer tüm gruplara göre anlamlı olarak yüksek bulunurken (p<0.05), diğer üç grup arasında fark tespit edilmedi. EMLA kremin etkinliğini değerlendiren EEÇ ve OPS puan ortalamasında ise gruplar arasında fark bulunmadı (p>0.05). A1 grubunda elini vermeye tepki diğer gruplara göre anlamlı olarak
yüksek bulunurken enjeksiyonda el çekme değerlendirmesinde gruplar arası fark yoktu.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Büyük yaş grubu çocuklarda preoperatif bilgilendirme ve EMLA krem uygulamasının intravenöz kanülasyon gibi küçük invaziv girişimlerde yeterli konforu sağ-ladığı, ancak daha küçük yaş gruplarında midazolam ile yapılan sedasyon desteğinin daha uygun olacağı kanaatine varıldı.

INTRODUCTION: Midazolam premedication and EMLA cream (Eutectic Mixture of local anesthetics; Astra USA, Westborough, MA) topical anesthesia are frequently used in invasive procedures in pediatric patients. In this study, we aimed to investigate the effect of midazolam premedication to intravenous cannulation with EMLA cream.
METHODS: 1-12 years old 62 patients with ASA I-II and institutional approval and parents’ consent were included in the study. They were divided into four groups in according to their age and the drugs used. Group A1: 1-5 years, EMLA (n=14) Group A2: 1-5 years, EMLA+midazolam (n=15) Group B1: 6-12 years, EMLA(n=17) and Group B2: 6-12 years, EMLA+midazolam (n=16). EMLA
was applicated to the dorsum of the hand, one hour before the operation. Midazolam 0.5 mg/kg was given orally diluted in clear fruit juice, 30 minutes before the procedure. The reaction to give hand during venepuncture with 22G cannula and drawing hand during injection were classified as 0=non, 1=mild and 2=severe. Injection pain was measured with face scale and observation pain scale scores renging between one to five.
RESULTS: While the score used to evaluate stress and anxiety was significantly higher (p<0.05) in the A, group compared to others, there was no difference among the three other groups. The results of the hand withdrawal at injection scale and observation pain scale that are used to evaluate the efficacy of EMLA cream, were similar in all groups (p>0.05). In group A1 the reaction to give hand
was significantly high compared to other groups. There was no difference among hand with drawl at injection among all groups.
DISCUSSION AND CONCLUSION: We conclude that in older children preoperative briefing and EMLA cream application provides satisfactory comfort in minor procedures such as intravenous connulation while younger children should be given midazolam premedication in addition to EMLA cream application.

4.The effect of lidocain infiltration applied pre or postoperatively on postoperative pain after inguinal hernia repair
Abdurrahman Önen, Alper Kararmaz, Ahmet Nadir Tosyalı, Selçuk Otçu, Hayrettin Öztürk, Ali İhsan Dokucu, Mete Kaya
Pages 17 - 20
GİRİŞ ve AMAÇ: İnguinal herni tamirlerinde ameliyat öncesi ve sonrası uygulanan lidokain infiltrasyonunun ameliyat sonrası ağrı üzerine etkisini karşılaştırmak.

YÖNTEM ve GEREÇLER: İnguinal herni tanısıyla ameliyat edilen 2-9 yaşlarında, 81 çocuk prospektif olarak değerlendirildi. Hastalar üç gruba ayrıldı: kontrol grubuna (n=20) sadece herniyektomi yapıldı. Preinsizyonel gruba (n=35) insizyondan 5 dk önce, postinsizyonel gruba (n=26) ise herniyektomi sonrası insizyon bölgesine 5 mg/kg lidokain % 1 infiltre edildi. Olguların ağrı şiddeti 4 kademeli ağrı skoru ile değerlendirildi.

BULGULAR: Olguların 69’u erkek, 12’si kız idi. Olguların 36’sında herni sağ kasıkta, 31’inde sol ve 14’sında bilateraldi. Ortalama yaş, kontrol grubunda 3.6±1.9 yıl, preinsizyonel grupta 4.3±2.01 yıl ve postinsizyonel grupta 3.3±1.6 yıldı. Postoperatif ağrı skoru ortalamaları preinsizyonel grupta 0.65±0.75, postinsizyonel grupta 0.80±0.87 ve kontrol grubunda 1.7±0.78 idi. Preinsizyonel ve postinsizyonel gruplar arasında anlamlı farklılık yokken kontrol grubundaki olguların ağrı skorları anlamlı düzeyde yüksekti (p<0.001). [s1][s2] İlk ağrı kesici kullanma zamanı, preinsizyonel grupta 128.4±46.08 dk, postinsizyonel grupta 83.6±29.88 dk ve kontrol grubunda 27.2±14.9 dk olup, bu süre preinsizyonel grupta diğer iki gruba göre anlamlı ölçüde uzundu (p<0.001).

TARTIŞMA ve SONUÇ: Ek araç ve deneyim gerektirmeyen peroperatif lokal lidokain infiltrasyonu, herniyektomi sonrası görülen ağrıyı azaltmada etkili, güvenli ve uygulanması kolay bir yöntem gibi görünmektedir. Ayrıca, lidokainin ameliyat öncesi infiltrasyonu ile daha uzun bir postoperatif ağrısız dönem sağlanmaktadır.

INTRODUCTION: To compare the effect of lidocain infiltration applied pre or postoperatively on postoperative pain after inguinal hernia repair.
METHODS: Eighty-one children between 2 to 9 years of age who underwent inguinal hernia repair were reviewed prospectively. The patients were divided into three groups. Control group patients (n=20) underwent herniectomy alone. Five mg/kg lidocain 1 % was infiltrated into the incision area 5 minutes before incision in preincisional group (n=35) and at the end of operation in postincisional (n=26) group. The severity of postoperative pain was evaluated by 4 staged pain scale.
RESULTS: Sixty-nine were boys and 12 were girls. Thirtysix had right-sided, 31 had left-sided, and 14 had bilateral inguinal hernia. The mean age was 3.6±1.9 years in control, 4.3±2.01 years in preincisional, and 3.3±1.6 years in postincisional group. The mean postoperative pain score was 0.65±0.75 in pre-incisional group, 0.80±0.87 in postincisional group, and 1.7±0.78 in control group. While there was no significant difference between study groups, the postoperative pain score was significantly higher in
control group compared to lidocain groups (p<0.001). The first analgesic demand time was 128.4±46.08 minutes in pre-incisional, 83.6±29.88 in post-incisional, and 27.2±14.9 in control group. The first analgesic demand time was significantly higher in pre-incisional group compared to others (p<0.001).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Perioperative local infiltration of lidocain, which does not need additional equipment and experience, seems to be easy to perform, safe, and effective in decreasing postoperative pain after hernioplasty. In addition, the pre-incisional infiltration of lidocain allows more long postoperative painless period.

5.Treatment of hydatid disease of the lung with albendazole in children
İrfan Karaca, Haluk Ceylan, Deniz Süzek, Aykut Özdamar, Başak Uçan, Münevver Hoşgör
Pages 21 - 25
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmada, çocuklarda sık karşılaşılan bir sağlık sorunu olan akciğer kist hidatiğinde albendazol ile yapılan tıbbi tedavinin sonuçları değerlendirilmiştir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 1995-Nisan 2001 arasında kliniğimizde albendazol ile tedavi edilen ardışık 22 akciğer kist hidatiği olgusu ileriye dönük incelendi. Olgularda ağızdan günde 10 mg/kg albendazol iki eşit doza bölünmüş olarak, tedavi süresince aralıksız uygulandı. Erken ve geç dönem izlem sonuçları kaydedildi.

BULGULAR: Albendazol tedavisi 2 ay ile 18 ay arasında sürdü (ortalama 5.3±4.1). Radyolojik iyileşme 20 olguda gözlendi, 2 hastada kist boyutlarında küçülme saptandı. Hasta yaşı, kistin büyüklüğü ve sayısının tedavi süresi üzerine etkisi olmadı. Albendazole bağlı komplikasyon gelişmedi. Hastaların izlem süresi 2 ay ile 6.5 yıl arasında değişiyordu. Geç dönemde yeni kist gelişmedi.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Çocukluk çağı akciğer kist hidatikleri albendazol ile başarıyla tedavi edilebilir.

INTRODUCTION: The results of medical treatment of the hydatid disease of the lung, which is a common health problem of children, with albendazole were evaluated.
METHODS: In this prospective study, 22 consecutive children with hydatid disease of the lung, who were treated medically with albendazole between January 1995 and April 2001, were evaluated. Albendazole was given 10 mg/kg daily in two equally divided doses continuously du-ring the course. Early and late outcomes were recorded.
RESULTS: Duration of the treatment varied between 2 to 18 months (mean 5.3±4.1). Complete radiologic recovery was observed in 20 cases, whilst the cyst dimensions decreased in the remaining two. Patient ages, and size and the number of the cysts did not affect the duration of the treatment. No adverse effect related to albendazole was encountered. The follow-up ranged between 2 months and 6.5 years. No recurrence was noted in the long term follow-up.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Hydatid disease of the lung of the children can be successfully treated with albendazole

6.Malone antegrade colonic enema procedure in children
Coşkun Özcan, Murat Sabri Yılmaz, Orkan Ergün, Ahmet Çelik, Ali Avanoğlu, İbrahim Ulman
Pages 26 - 29
GİRİŞ ve AMAÇ: Spina bifida, yüksek tip anorektal malformasyon, kloaka anomalisi, yaralanma gibi nedenlerle oluşan dışkı inkontinansı, tıbbi sorunların yanı sıra oluşturduğu ruhsal sorunlarla da önemlidir. Dışkı kontinansını sağlamak için Malone’nin tanımladığı ters appendikoçekostomi (Malone Antegrade Colonic Enema: MACE) rektal yıkamalarla kontinans sağlanması çabalarına yeni bir boyut kazandırmıştır. Çalışmamızda MACE uygulanan hasta grubumuzun sonuçları irdelenmiştir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Kliniğimizde 1995-2002 yılları arasında MACE uygulanan 16 olgunun kayıtları geriye dönük olarak incelenmiştir. Olguların ameliyat sırasındaki yaş ortalaması 9’dur (5-13). Ondört olguda appendiks ve 2 olguda ise daha önce appendektomi yapıldığı için çekal tüp stoma olarak kullanılmıştır. Olguların 7’sinde aynı seansta Mitrofanoff kanalı ile üriner diversiyon yapılmış ve bu işlemde 5 olguda appendiks ikiye bölünerek proksimali MACE için kullanılmıştır. Deri düzeyinde stoma oluşturulmasında VQZ-şep tekniği kullanılmıştır.

BULGULAR: Ortalama izlem süresi 17.3 (2-57) aydır. Olguların tümü günde bir kez antegrad lavman uygulamakta ve tamamı bir ile iki gün arasında kontinan kalmaktadırlar. Ameliyat sonrası izlemlerinde 3 olguda stomada daralma ve 2 olguda appendiksde kateterizasyon sırasında delinme gelişmiştir.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Dışkı inkontinansı olan çocuklarda MACE ile elde edilen sonuçlar yüz güldürücüdür. Bu nedenle bu hastalarda etkili ve güvenilir bir yöntem olarak kullanılabilir.

INTRODUCTION: Fecal incontinence in patients with spina bifida, high anorectal and cloacal malformations and trauma may cause challenging medical and psychologic problems. In recent years, Malone Antegrade Colonic Enema (MACE) procedure has been proposed to achieve fecal continence in these patients. In this study, we report the results of MACE procedure in children with fecal incontinence.
METHODS: The records of 16 patients treated by MACE procedure between the years 1995-2002 were analyzed retrospectively. Mean age at surgery was 9 (5-13) years. The appendix (n=14), and in patients with previous appendectomy, cecal tube (n=2) were used for the construction of the stoma. Simultaneous construction of Mitrofanoff stoma for urinary diversion was performed in 7 patients and in 5 of these patients the appendix was divided into two pieces and the proximal portion was used for MACE. The cutaneous stomal anastomosis were constructed by using VQZ-flap technique.
RESULTS: Mean follow up was 17.3 (2-57) months. All cases perform daily enemas and all are continent for 1-2 days. Stenosis of the stoma in 3 cases and perforation of the appendix in 2 patients were the postoperative complications.
DISCUSSION AND CONCLUSION: MACE procedure has satisfactory results in children with fecal incontinence. Therefore, it is the recommended as a safe and effective method of treatment in such patients.

7.Meckel’s diverticulum: Incidence and complications in childhood
Cüneyt Günşar, Haluk Ceylan, Necdet Munis, İrfan Karaca, Erol Mir
Pages 30 - 34
GİRİŞ ve AMAÇ: Meckel divertikülü mide-bağırsak sisteminin en sık doğumsal bozukluğudur. Çocuklukta divertikül ile ilgili pek çok sorun gelişebilir. Çalışmanın amacı toplumumuzda Meckel divertikülü sıklığını ve ona bağlı gelişen komplikasyonların özelliklerini araştırmaktır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: 1990-1996 arasında Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi, Çocuk Cerrahisi Kliniğinde yapılan bir araştırma ile 1685 karın ameliyatına ait veriler incelenmiştir. Meckel divertikülü saptanan hastalar belirtili ve belirtisiz olmak üzere iki kümede sınıflandırılmıştır. Değerlendirilen parametreler yaş, cinsiyet, klinik bulgular, eşlik eden anomaliler, divertikülün neden olduğu klinik tablolar, ektopik
mukoza oranları, cerrahi tedaviler ve komplikasyonlardır.

BULGULAR: Meckel divertikülü saptanan 60 olgudan 25’i belirtisiz, 35’i ise belirtili olarak sınışandırılmıştır. Olguların yaş ortalaması 4.7’dir. Sıklık % 1.51 hesaplanmıştır. Erkek: kız oranı belirtili ve belirtisiz kümeler için sırasıyla 2.5/1 ve 2.6/1’dir. Kusma ve karın ağrısı gibi birincil belirtilerin eşlik ettiği bağırsak tıkanıklığı (18 olgu) belirtili olgularda en sık rastlanan komplikasyondur. Belirtisiz kümede 15 olguda, belirtili kümede ise tüm olgularda divertiküller çıkarılmıştır. Ektopik mukoza bulunma oranı belirtisiz küme için % 26, belirtili küme için ise % 51’dir. Komplikasyon oranı belirtili kümede % 16’dır.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Meckel divertikülü çocukluk çağında sıklıkla bağırsak tıkanıklığı tablosuyla karşımıza çıkan, yaşamı tehdit edici komplikasyonlara neden olabilen ve bu nedenle akut karın nedeniyle ameliyat edilen ve appendiksi normal bulunan çocuklarda mutlaka araştırılması gereken bir doğumsal bozukluktur.

INTRODUCTION: Meckel’s diverticulum is the most commonly seen congenital anomaly of the gastrointestinal system. Many complications related with this diverticulum could be seen in childhood. The aim of this study is to investigate the incidence of Meckel’s diverticulum in our population and to evaluate the features of the complications originating from it.
METHODS: The data about 1685 patients who underwent laparotomy in ‹zmir Behcet Uz Children’s Hospital between 1990-1996 were investigated. The patients with Meckel’s diverticula were classified as symptomatic or asymptomatic. The parameters evaluated were age, sex, clinical presentation, associated anomalies, type of complications related with Meckel’s diverticulum, ectopic
mucosa, surgical treatment and complications.
RESULTS: 25 patients were classified as asymptomatic whereas 35 were classified as symptomatic in a group of 60 patients with Meckel’s diverticulitis. The average age was 4.7 years. The incidence was calculated as 1.51 %. The male female ratio (m/f) was 2.5/1 and 2.6/1 for symptomatic and for asymptomatic patients respectively. Intestinal obstruction (18 cases) was the most common
clinical finding presented with vomiting and abdominal pain which were the primary symptoms. Fifteen diverticulum in the asymptomatic group, and all of them in the symptomatic group were excised. The ratio of ectopic mucosa was found as 16 % for the asymptomatic, and 51 % for the symptomatic cases. Symptomatic group had a 16 % complication rate.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Meckel’s diverticulum is a congenital structure, which is frequently encountered with the clinical presentation of intestinal obstruction in childhood causing life-threatening complications it should be investiga-ted in the laparotomies performed for acute abdomen and where appendices were found innocent.

8.The effects of intestinal ischemic preconditioning on the intestinal histopathology and bacterial translocation
Dinçer Avlan, Selim Aksöyek, Ali Naycı, İsmail Cinel, Candan Öztürk, Leyla Cinel, Uğur Oral
Pages 35 - 40
GİRİŞ ve AMAÇ: İskemik ön koşullama ilk defa kalpte tanımlanan ve son zamanlarda barsakta da etkisi saptanan bir fenomendir. Bu çalışmanın amacı intestinal iskemik ön koşullamanın barsak morfolojisi ve bakteriyel translokasyona etkisini ve bu etkinin nitrik oksit yolağı ile ilişkisini belirlemektir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Ağırlıkları 250-300 gr. olan 24 adet Wistar-Albino rat üç gruba ayrıldı. Kontrol grubuna (n=8) laparotomi yapıldı. I/R (n=8) grubuna laparotomi yapıldı ve süperior mezenterik arter 30 dk. klempe edildi. İskemik ön koşullama grubunda (n=8) 10 dk.süre ile iskemi ve 10 dk. reperfüzyonu takiben 30 dk. iskemi uygulandı. 24 saat sonra tüm hayvanlardan intestinal hasarı ve bakteriyel tanslokasyonu değerlendirmek için steril şartlarda doku ve kan örnekleri alındı.

BULGULAR: I/R grubunda izole edilen bakteri insidensi diğer gruplardan anlamlı olarak yüksek saptandı (p<0.05). İskemik ön koşullama, I/R nun yolaçtığı intestinal hasarı ve BT’nu anlamlı şekilde azalttı (p<0.05). I/R grubunda ileal örneklerde iNOS expresyonunun arttığı, iskemik ön koşullama ile bunun önlendiği saptandı.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Intestinal I/R da artan iNOS aktivasyonu ve bakteriyel translokasyonun azalmasında iskemik ön koşullamanın anahtar rolü olduğunu göstermektedir. İntestinal iskemik önkoşullamanın sepsisten multi-organ yetmezliğine kadar giden kaskatta intestinal hasarı ve bakteriyel translokasyonu bloke ederek rol alabileceği bu çalışma ile gösterilmiştir.

INTRODUCTION: Ischemic preconditioning (IPC) was first demonstrated in the heart but this protective effect has been also recently described in the intestine. The aim of this study was to determine the effects of intestinal ischemic preconditioning on the morphology of intestine and bacterial translocation.
METHODS: 24 male Wistar rats weighting 250-300 gr. were randomized into three groups. A control group of rats (n=8) were subjected to laparotomy. In an ischemic group (n=8), laparotomy was performed and the superior mesenteric artery was occluded by an atraumatic clamp for 30 min. In the preconditioned group (n=8), before the ischemia-reperfusion period (as in ischemic group), rats were subjected to initial 10 min of intestinal ischemia and 10 min of reperfusion. Twenty-four hours later, to evaluate whether the I/R induced intestinal injury and BT, tissue and blood samples were collected and liver, spleen, mesenteric lymph node specimens were obtained under sterile conditions for microbiological analysis. Samples of ileum were removed for histopathological evaluation.
RESULTS: In I/R group, the incidence of bacteria isolated from a mesenteric lymph nodes, spleen, liver and blood was significantly higher than other groups (p<0.05). IPC prevented I/R induced BT and significantly reduced the I/R induced intestinal injury (p<0.05). Increased iNOS expression observed on the ileal specimens of the I/R group was found to be prevented by IPC.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Our data suggest IPC as a key factor that reduces bacterial translocation and iNOS activation in intestinal I/R. This is the first study showing that intestinal IPC blocks the cascade of events that causes bacterial translocation and intestinal injury which may lead to sepsis.

9.Martius Repair in urethrovaginal fistulas
Didem Baskın, Soner Tatlıdede, Semra Hacıkerim Karşıdağ
Pages 41 - 44
GİRİŞ ve AMAÇ: Üretrovajinal fistüller özellikle çocukluk çağında onarımı güç olan bozukluklardır ve tedavi seçenekleri sınırlıdır. Martius flebi, labia majorların altından iç pudental arter sapı ile beslenen labial yağ yastığı flebidir. Bu flebin üretra ve vagina arasına getirilmesi ile, kanlanması iyi olan bir destek doku sağlanmaktadır. Aşağıda bu onarım yönteminin kullanıldığı iki çocuk olgu sunulmuştur.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastalar, ameliyat öncesinde üç hafta dokuları güçlendirmek için topikal östriol ve astiakozid kullandılar. Martius onarımı tek taraflı Martius flebi kullanılarak yapıldı. Üretra ve mesane kateterleri takıldı. Üretral kateter ameliyat sonrası 14. günde, mesane kateteri 21. günde çekildi. Ameliyat sonrası 14. günde oksibütinin HCl başlandı.

BULGULAR: Altı yaşındaki birinci olgumuzda, 18 aylıkken geçirdiği lipomeningosel onarımı sırasında takılan üret-ral katetere bağlı mesane boynuna kadar uzanan üretro-vaginal fistül vardı ve önceki üç onarım girişimi başarısız olmuştu.
Beş yaşındaki ikinci olgumuzda ise, persistan kloaka nedeniyle posterosagittal anorektovaginoüretroplasti yapılmış, ancak üretrovaginal fistül gelişmişti. Her iki hastada da üriner inkontinans vardı.
Ameliyattan üç ay sonra yapılan muayene ve sistoskopide her iki hastada üretrovaginal fistülün tamamen kapandığı görüldü. Ürodinamik çalışmalarda işlevsel iyileşme saptandı.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Martius onarımı, hastalarımızın üretrovaginal fistüllerini onarmakta başarılı olmuş, kolay uygulanmış, verici bölgede şekil bozukluğuna neden olmamıştır. Hazırlanan flebin boyutları fistüllerin geniş olmalarına karşın onarılmalarını sağlayabilmiştir.

INTRODUCTION: To repair a urethrovaginal defect in childhood is a challenge for a pediatric surgeon and treatment options are limited. Martius flap is a labial fat pad flap with a pudental vascular supply. Interposition of this flap between urethra and vagina provides a supportive tissue with a good blood supply. Here we report two girls who had Martius repair for their urethrovaginal defects.
METHODS: Patients used used topical estriol and asiaticoside perineally for 3 weeks to reinforce the tissues. Martius repair was done using one sided labial fat pad flap. Urethral and bladder catheters were inserted. Urethral catheter was removed on postoperative 14th day and bladder catheter on 21st day after controlling residual urine. Oxybutinin HCl was begun on postoperative 14th day.
RESULTS: First patient, 6 year old girl had lipomeningocele repair at the age of 18 months and had an iatrogenic urethrovaginal fistula due to catheter insertion. She developed urinary incontinence and three primary repair attempts were unsuccessful. Second patient was a 5 year old girl who had pouch colon with persistant cloacal malformation and had posterior anorectovaginourethroplasty. The urethrovaginal septum remained open. One attempt of primary repair was unsuccessful. Both patients were incontinent.
Martius repair was done to both patients.
Physical examination and cystoscopy on postoperative 3rd month revealed complete healing of the urethrovaginal defect. Urodynamic studies showed functional recovery in both patients.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Martius fat pad flap repair is successful in repairing urethrovaginal fistulas in girls, it does not cause a donor area deformity, and it is easily prepared. The dimensions of the graft are suitable to repair wide fistulas.

CASE REPORT
10.Dorsal incomplet urethral duplication: A case report
Zeliha Ural, Ahmet Çelik, İbrahim Ulman, Ali Avanoğlu, Acun Gökdemir
Pages 45 - 46
Üretral duplikasyon değişik anatomik varyasyonların olduğu nadir bir konjenital anomalidir. Dorsal üretral duplikasyon normal yerleşimli bir meatusun yanısıra penisin dorsalinde yerleşen ikinci bir meatusun varlığı ile karakterizedir ve klinik yansıması duplikasyonun komplet ya da inkomplet olmasına göre değişir. Bu makalede dorsal inkomplet üretral duplikasyonlu bir olgu sunulmaktadır.
Urethral duplication is a very rare congenital anomaly which presents number of anatomical variations. Dorsal urethral duplications are characterized by a normally positioned urethral meatus and a second meatus on the dorsal aspect of the penis, and clinical presentation may vary depending on the completeness of the duplication. A case with dorsal incomplet urethral duplication is reported herein.

OTHER
11.
Literatürden Özetler
Salih Çetinkurşun, İlhami Sürer
Pages 47 - 48
Abstract | Full Text PDF

 
 
Copyright © 2021 Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale