TR | ENG ISSN 2667-7024
 
Cilt : 34   Sayı: 1  Yıl : 2020

Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler Online Makale Gönder




 
: 34 (1)
Cilt: 34  Sayı: 1 - 2020
Özetleri Gizle | << Geri
1.
Kapak

Sayfa I

2.
İçindekiler

Sayfalar II - VIII

3.
Literatürden

Sayfalar IX - XII

DERLEME
4.
COVID-19 Pandemisi ve Çocuk Cerrahisi
Oktav Bosnalı, Burak Tander
doi: doi: 10.5222/JTAPS.2020.62333  Sayfalar 1 - 8
ÖZ:
Önbilgi/Amaç: 2019 yılının Aralık ayında ilk olarak sebebi bilinmeyen pnömoni olarak rapor edilmesinden bu yana, SARS CoV-2 veya daha yaygın bilinen adıyla COVID-19 hakkında bildiklerimiz gün geçtikçe artmakta ve aynı oranda da değişmektedir. COVID-19 salgını tüm dünyayı ve elbette dünyadaki sağlık sistemlerini ve bu sistem içerisinde yer alan kurum ve kuruluşları olumsuz etkilemiştir. Bugüne kadar bu salgından etkilenenlerin tanısı, tedavisi ve tedavi süreci içerisinde yer alan cerrahlar ile ameliyathane personelinin cerrahi öncesi, sırası veya sonrasında nasıl davranmaları gerektiğine dair pek çok rapor, makale ve rehber yayınlanmıştır. Bu yazımızda COVID-19 pandemisi döneminde çocuk cerrahisinde, hasta ve sağlık personeli güvenliği yanında acil cerrahi sorunları olan çocuklara zamanında cerrahi bakım sağlarken uyulması gereken önlemler, tartışılmaktadır.
Yöntem: Güncel literatürü inceleyerek uluslararası basılmış makale, öneriler ve algoritmalar ile Bilim kurulu çalışması esas alınarak hazırlanmış Sağlık Bakanlığı’nın rehberleri irdelendi. Bu verilerden yola çıkarak Çocuk cerrahlarının COVID-19 pandemisi döneminde takip edebilecekleri preoperatif ve peroperatif rehber ve öneriler bir araya getirildi.
Bulgular ve Sonuç: Çocukluk çağında Covid-19 enfeksiyonunun asemptomatik de olabileceği göz önüne alınarak; elektif ameliyatların ertelenmesi, acil-elektif ameliyat kararının doğru verilmesi, ameliyat öncesi hazırlık, ameliyatlarda koruyucu malzemelerin uygun kullanımı, ameliyatlarda kullanılacak malzeme ve yöntemlerde özenli seçim, hasta ve ekip güvenliği için ana öğelerdir.

ARAŞTıRMA
5.
Çocuklarda hemoroide yaklaşım: Hastalarımızın retrospektif olarak değerlendirilmesi
Hemorrhoid approach in children: Retrospective evaluation of our patients
Fatma Sarac
doi: doi: 10.5222/JTAPS.2020.24381  Sayfalar 9 - 13
GİRİŞ ve AMAÇ: Hemoroidler çocukluk yaş grubunda nadir görülür. Adolesan dönemde görülme sıklığı daha yüksektir. En sık görülen şikayet, kanama, şişlik ve ağrıdır. İnternal, eksternal ve mikst tip hemoroid olmak üzere üçe ayrılır. Özellikle eksternal tromboze hemoroidler oldukça ağrılıdır. Erken evrelerde tedavi konservatif iken, ileri evre ve medikal tedaviye yanıtsız vakalarda cerrahi tedavi uygulanır. Biz çocuk cerrahisi polikliniğimize hemoroid şikayeti ile başvuran ve tedavi düzenlenen hastalarımızı burada paylaştık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2017 Ocak ve 2019 Ocak tarihleri arasında, Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Çocuk Cerrahisi polikliniğine, ‘’basur’’um var veya ‘’ makatımda şişlik var’’ şikayeti ile başvuran ve muayene sonucunda hemoroid tanısı konulan, yaşları 5-17 arasında (ort.14,78) 38 hasta geriye dönük olarak incelendi.
BULGULAR: Hastaların 24’ü erkek (% 63 ), 14’ü kız (% 37) idi. 23 hastada internal hemoroid, 10 hastada tromboze olmak üzere 15 hastada eksternal hemoroid mevcuttu. 6 hastada anal fissür de eşlik etmekteydi. Hastaların tümüne, oturma banyosu ve lokal tedavi uygulanıp, diyet önerilerinde bulunuldu. Tüm hastalar 3-6 ay arası takip edildi. 4 hasta dışındaki tüm hastalarda hem şikayetler hem de bulgular geriledi. Şikayetleri gerileyen ancak bulguları devam eden 4 hastanın takibine ise halen devam edilmektedir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Hemoroid sadece erişkinlerde görülen bir hastalık değildir. Özellikle adolesan döneminde olmak üzere, çocukluk çağında da görülebilir. Çocuklarda nadiren cerrahi girişim gerektirir. Bizim hastalarımızın tamamı konservatif tedavi ile iyileşti. Çocuk yaş grubunda görülen hemoroidlerin iyi bir konservatif yönetimle, cerrahi girişime gerek kalmadan, tedavi edilebileceğini düşünmekteyiz.
INTRODUCTION: Hemorrhoids are rare in the pediatric age group, although the incidence is higher in adolescence. There are three types of hemorrhoid – internal, external and mixed. Conservative treatment is applied in the early stages, and surgical treatment at advanced stages or in cases that do not respond to medical treatment. We describe our cases presenting to the pediatric surgery polyclinic due to hemorrhoids and the treatments applied.
METHODS: Thirty-eight patients aged 5-17 years (mean 14.87) presenting to the Health Sciences University, Haseki Training and Research Hospital Pediatric Surgery Polyclinic between January 2017 and January 2019 and describing ‘hemorrhoids’ or ‘a swelling in my anus’ were examined retrospectively.
RESULTS: Twenty-four patients (63%) were boys and 14 (37%) were girls. Internal hemorrhoid was present in 23 patients, and external hemorrhoid (thrombosed in 10) in 15 patients. Accompanying anal fissure was present in six patients. Sitz bath and local treatment were applied in all cases, and dietary advice was given. All patients were followed-up for 3-6 months. Both symptoms and findings improved in all but four patients. The four patients whose symptoms improved but whose findings persisted are still being followed-up.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Hemorrhoids are not a disease unique to adults. They can also be seen in childhood, particularly in adolescence. Surgical intervention is rarely required in children. All our patients improved with conservative treatment. We think that hemorrhoids in the pediatric age group can be treated with a good conservative method without the need for surgical intervention.

6.
Sünnet sonrası pansuman yapılmalı mıdır?
Does circumcision need wound dressing?
Mirzaman Hüseynov, Vusal Cafarov, Ali Ekber Hakalmaz
doi: doi: 10.5222/JTAPS.2020.80148  Sayfalar 14 - 18
GİRİŞ ve AMAÇ: Sünnet sonrası yapılan gazlı bez veya sentetik bant (SB) pansumanlarının gerekliliğini araştırmaktır.


YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya mart 2016 - ağustos 2018 arasında sünnet uygulanan 150 erkek hasta dahil edildi. Hastaların kurumsal veri tabanlarındaki bilgileri retrospektif olarak değerlendirildi. Bu veriler doğrultusunda hastalar üç grupta incelendi. Grup 1'e sünnet sonrasında SB ile pansuman yapılan hastalar, Grup 2'ye sünnet sonrasında gazlı bezle pansuman yapılan hastalar, Grup 3'e sünnet sonrasında yaraya sadece antibiyotikli merhem uygulanan hastalar alındı. Hastaların sünnet sonrası takiplerinde enfeksiyon, kanama, pansuman açılırken yaşadıkları ağrı ve diğer verileri değerlendirildi. Bulgular gruplar arasında karşılaştırıldı ve istatistiksel olarak analiz edildi.


BULGULAR: Grup 1'de 60 hasta, grup 2'de 30 hasta ve grup 3'te 60 hasta vardı. Grup 1, 2 ve 3'te sünnet sonrasında müdahale gerektirecek kanama yoktu. Pansuman açıldığı sırada grup 1'de hastaların %5'inde, grup 2'de ise hepsinde ciddi ağrı gelişmişti. Ayrıca, grup 1'de bir hastada, grup 2'de üç hastada pansuman açıldıktan sonra kompresyon gerektiren kanama olmuştu. Grup 1'de SB'ın kalış süresi ile enfeksiyon gelişmesi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı (p<0.001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sünnet sonrası gazlı bez veya sentetik bant gibi malzemelerle pansuman yapılmasına gerek olmadığını düşünmekteyiz. Eğer SB ile pansuman yapılacaksa pansumanlar en fazla iki gün tutulmalıdır.
INTRODUCTION: The aim of the current study is to investigate the necessity of wound dressing with gauze or synthetic bands ( SB) after circumcision.
METHODS: The study included 150 patients who were circumcised between March 2016 and August 2018. The data of the patients in the institutional database were evaluated retrospectively. Three groups of patients were set up; Group 1 and group 2 included patients which were dressed with SB and gauze respectively after circumcision. Group 3 included patients which wounds after circumcision were dressed only with antibiotic ointment. Infection, bleeding, pain and other complications were evaluated and compared between groups.
RESULTS: There were 60 patients in group 1, 30 patients in group 2 and 60 patients in group 3. There was no bleeding after circumcision in groups. At the time of undressing, 33% of the patients in group 1 and all of the patients in group 2 had severe pain. In addition, in one patient in group 1, and three in group 2 had bleeding requiring compression after the dressing was opened. In Group 1, there was a statistically significant correlation between the duration of dressing and the development of infection (p <0.001).
DISCUSSION AND CONCLUSION: In our opinion, dressing with gauze or synthetic tape is not necessary after circumcision. Dressings should be kept for a maximum of two days if dressed with SB.

7.
Cerrahi yenidoğanlarda flebotomi ile iyatrojenik anemi hipovolemi ve kan ve kan ürünleri transfüzyon gereksinimi
Olga Devrim Ayvaz, Ayşenur Celayir
doi: doi: 10.5222/JTAPS.2020.37790  Sayfalar 19 - 23
GİRİŞ ve AMAÇ: Yenidoğanda kan hacmi 85cc/kg olup cerrahi yenidoğanlarda gerek operasyonlar esnasında gerekse kan alınması nedeniyle hemoglobin/hematokrit değerlerinde azalma olmaktadır.
Bu çalışma, cerrahi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatış süresince yapılan kan tetkikleri sonucunda Hemoglobin/Hematokrit değerlerindeki düşüşün belirlenmesi amaçlanmıştır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmada son bir yıl içerisinde opere edilen onbeş günden fazla interne edilen cerrahi yenidoğanlarda retrospektif olarak planlandı. Hastaların demografik özellikleri, alınan kan örnekleme sayısı ve miktarı, hemoglobin/hematokrit değerleri, eritrosit transfüzyonu sayısı ve miktarları, diğer kan ürünleri transfüzyonu miktarları değerlendirildi. Veriler SPSS programında analiz edildi.
BULGULAR: Toplam 27 olguda yapılan bu çalışmada %55,6kız, %44,4erkek olup; gestasyon haftaları 37±3w(31w-41w), doğum ağırlığı 2779±670gr(1410 gr-3765gr)dır. Hastaların tanıları özefagus atrezisi+TÖF(11 hasta), intestinal obstruksiyon(7 hasta), genitoüriner patolojiler(3 hasta), omfalosel(2 hasta), intestinal perforasyonu(2 hasta), diyafragma hernisi(1 hasta), pilor stenozu(1 hasta), konjenital kistik adenoid malformasyon(1 hasta) idi. Hastanede yatış süresi 20,7±7,2gün(15gün-38gün); noninvaziv-mekanik ventilasyon süresi 6±4,8gün(1-16gün), invazif-mekanik ventilasyon süresi 8,2±6,15gün(1-25gün)idi. %51,9 hastada(14hasta) invazif mekanik ventilasyon kullanılmadı. Hastaların ilk hematokrit/ hemoglonin değerleri %47,9/16,3 mg/dl(%27,5/9,08-%64,5/22,1mg/dl), son hematokrit/hemoglobin değerleri %38,25/12,98mg/dl(%24,7/8,1-%55,4/19mg/dl)idi. Kan örnekleme sayısı 17,9±6,55 olup, kan örnek miktarı 17,35±6,16ml(9-31ml)idi. Kan örnekleme miktarları total vücut kan volümüne göre %8(%3,9-%15,9)'di. 27 hastadan %25,9’una ES transfüzyonu, %26,7’sine TDP transfüzyonu yapıldı.
Flebotomi sayısı ile hastane yatış süresi, noninvazif-mekanik ventilatör ve invazif-mekanik ventilatör uygulananlar arasında anlamlı bir ilişki saptandı(p=0,016;p=0,046;p=0,026)

TARTIŞMA ve SONUÇ: Yoğun bakım ünitelerinde flebotomi yoluyla olan iyatrojenik kan kayıplarının azaltılmasına yönelik mikro tüp kullanımı/mikro örnekleme metodlarıyla çalışan laboratuvar cihazların geliştirilmesi yanısıra hasta monitorizasyonunun düzenli ve doğru yönetilmesiyle flebotomi sayısı minimalize edilebilir.

8.
Calcitonin gene-related peptide (CGRP) ve kremaster kasının inmemiş testis etiyolojisindeki rolü
The role of calcitonin gene-related peptide (CGRP) and cremaster muscle in the etiology of undescended testis
Mehmet Ali Özen, Hüseyin Murat Mutuş, Ebru Zemheri, Hamit Okur, Çiğdem Ulukaya Durakbaşa
doi: doi: 10.5222/JTAPS.2020.86086  Sayfalar 24 - 29
GİRİŞ ve AMAÇ: Testisin iniş mekanizması ve inmemiş testisin nedenleri konusunda farklı teoriler ileri sürülmekle birlikte etyopatogenezi net olarak açıklanamamıştır. En popüler teorilerden biri çoğunlukla hayvan deneylerine dayanan genitofemoral sinir, calcitonin gene-related peptide (CGRP) ve kremaster kası içeren hipotezdir. Bu hipotezin insana uyarlanabilirliliği tartışmalıdır. Çalışmamızda inmemiş testisi olan ve olmayan çocukların kremaster kasında CGRP reseptör varlığını analiz ederek CGRP’nin inmemiş testisteki olası rolünü değerlendirmeyi amaçladık.


YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu klinik prospektif çalışmaya inmemiş testisi olan 15 erkek, inguinal hernisi olan 15 kız ve 15 erkek çocuk dahil edildi. Operasyonlar esnasında kremaster kas örnekleri alındı. CGRP reseptör varlığı, CGRP antikoru kullanılarak gösterildi.
BULGULAR: Gruplara göre yaş dağılımı açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Her bir erkek çocuk grubunda CGRP reseptörü saptanırken, kız çocuk grubunda ise saptanmadı. İnmemiş testis grubunda, testisi inmiş gruba göre daha yüksek oranda reseptör saptandı (sırasıyla; %64,7 ve %35,3), iki grup arasında istatistiklsel fark ise anlamlılık sınırındaydı (p=0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Kremaster kasında CGRP reseptörlerinin kız çoçuklarında bulunmayıp sadece erkek çocuklarında bulunması CGRP’nin testis inişinde rolü olabileceğini düşündürmüştür. Ancak hem inmemiş testis, hem de inmiş testisi olan gruplarda, reseptör bulunan ve bulunmayan olguların birlikte olması bu konuda net bir çıkarım yapmayı kısıtlamıştır. Kremaster kası ve CGRP ile birlikte androjenlerin etkilerini ve gubernakülumu da içerecek şekilde yapılacak kombine çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz.
INTRODUCTION: Although different theories have been proposed about the descending mechanism of the testis and the causes of undescended testis (UDT), its etiopathogenesis has not been clearly explained. One of the most popular theories is the hypothesis that includes the genitofemoral nerve, CGRP and cremaster muscle (CM), which are mostly based on animal experiments. The adaptability of this hypothesis to human is controversial. In this study, we aimed to evaluate the possible role of CGRP in UDT by analyzing the CGRP receptor in the CM of children with and without UDT.
METHODS: This clinical prospective study included 15 boys with UDT, 15 girls with inguinal hernia (IH) and 15 boys with IH. CM samples were taken during the operations. The CGRP receptors were demonstrated using the CGRP antibody.
RESULTS: No statistically significant difference was found between the groups in terms of age distribution. While CGRP receptor was detected in each boy group, it was not detected in the girl group. In the UDT group, there was a higher rate of receptors than the children with normal testis (64.7% and 35.3%, respectively), statistical difference between the groups was within the limit of significance (p=0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: CGRP receptors in the CM were not found in girls but only in boys, suggesting that CGRP may play a role in testicular descent. However, the fact that both the UDT and the descended testis group consisted of patients with and without receptors, restricted making a clear conclusion about this matter. We think that combined studies, including the effects of androgens and gubernaculum together with CM and CGRP are needed.

OLGU SUNUMU
9.
Çocuklarda nadir görülen bir intestinal obstrüksiyon nedeni: Treves alanı hernisi
A rare cause of childhood ıntestinal obstruction: Treves field hernia
Gül Özyüksel, Özlem Boybeyi Türer, Feridun Tanyel
doi: doi: 10.5222/JTAPS.2020.54531  Sayfalar 30 - 33
İntestinal obstrüksiyon nedeniyle başvuran 3 aylık erkek olgu, Treves alanı hernisinin (TAH) tanı ve tedavi özelliklerini vurgulamak amacıyla sunulmuştur. Direk grafide geniş tabanlı hava sıvı seviyeleri ve ultrasonografide mesane süperiorundan umbilikusa uzanan kistik lezyonu olan hasta opere edildi. İleoçekal valv düzeyindeki mezenter defektinden herniye olan bağırsaklar redükte edildi. İleum 110. cm’deki mezenter kisti, bağırsak segmenti ile beraber rezeke edildi. İleal segmentlerin dolaşımının bozulduğundan ileostomi yapıldı. Postop 1.ayda ileostomisi kapatılan hasta sorunsuz taburcu edildi. Bu olgu, TAH ile mezenter kistinin birlikte görüldüğü ilk olgudur. Mezenter kistinin eşlik etmesi tanıda güçlüklere neden olabilir. İntestinal obstrüksiyon ile başvuran olgularda TAH akılda tutulmalıdır.
A 3-month old boy with intestinal obstruction is presented to discuss diagnostic and management features of Treves-field hernia (TFH). X-ray revealed air-fluid levels. Ultrasonography revealed cystic lesion extending from bladder to umbilicus. Ileal segments were herniated through ileal mesenteric defect. A mesenteric cyst was present at 110 cm of ileum. Since perfusion of ileal segments was decreased, ileostomy was performed and closed after 1 month. He was discharged uneventfully. This is the first case with TFH associated with mesenteric cyst. Coincidence with mesenteric cyst may cause challenges in diagnosis. TFH should be kept in mind in cases with intestinal obstruction.

10.
Perfore primer intestinal lenfoma: Olgu sunumu
Perforated primary gastrointestinal system lymphoma: Case report
Tugay Tartar, Mehmet Yusuf Sarı, Adile Ferda Daglı, Mehmet Saraç, Ünal Bakal, Ahmet Kazez
doi: doi: 10.5222/JTAPS.2020.64325  Sayfalar 34 - 37
Primer gastrointestinal sistem (PGİS) lenfomaları nadir görülür. PGİS lenfoma tanısının ameliyat öncesi konulması oldukça zordur.
Bu çalışmada, intraabdominal kitle tespit edilen 3 yaşındaki erkek olgu sunuldu. Ön tanıda lenfoma düşünüldü. Yapılan ince iğne biyopsisinin patolojik incelemesi CD20 (+) agresif B hücreli lenfomaydı. Kemoterapinin 3. gününde intestinal perforasyon gelişen hastaya acil laparotomi yapıldı. Terminal ileumdan splenik fleksuraya kadar kolon rezeksiyonu ve ileostomi açılması işlemleri yapıldı. Histopatolojik incelemede B hücreli yüksek grade’li lenfoproliferatif hastalık olarak tanımlandı. Hasta postop 6. gün exitus oldu.
Sonuç olarak; GİS semptomları ile başvuran olgularda nadir de olsa PGİS lenfoma akılda tutulmalıdır.
Primary gastrointestinal system (PGIS) lymphomas are rare. It is very difficult to diagnose PGIS lymphoma preoperatively.
A 3-year-old male patient with an intraabdominal mass was presented in this study. Lymphoma was considered as the preliminary diagnosis. Fine-needle biopsy was performed, and pathological examination of the biopsy specimen showed CD20 (+) aggressive B-cell lymphoma. Intestinal perforation developed on the third day of chemotherapy, and emergency laparotomy was performed. Colon resection from the terminal ileum to the splenic flexura and ileostomy were performed. Histopathological examination revealed high-grade B-cell lymphoproliferative disease. The patient died on the 6th postoperative day.
Although rare, PGIS lymphoma should be kept in mind when diagnosing patients who present with GIS symptoms.

 
 
Copyright © 2020 Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale