TR | ENG ISSN 2667-7024
 
Cilt : 34   Sayı: 1  Yıl : 2020

Son Sayı Yayımlanmış Sayılar Baskıdaki Makaleler En Çok İndirilen Makaleler Online Makale Gönder




 
: 32 (1)
Cilt: 32  Sayı: 1 - 2018
Özetleri Gizle | << Geri
1.
İçindekiler

Sayfalar I - VI

DERLEME
2.
Vezikoüreteral reflülü çocuklarda sistoskopik subüreteral injeksiyon
Cystoscopic subureteral injection in children with vesicoureteric reflux
Abdurrahman Önen
doi: 10.5222/JTAPS.2018.001  Sayfalar 1 - 9
Vezikoüreteral reflü (VUR) ülkemizde çocuklardaki son dönem böbrek hastalığının en sık nedenidir. Ateşli İYE hemen tedavi edilip skar oluşumu önlenmelidir. Yakın dönemdeki teknolojik ilerlemeler çocuklardaki VUR’un tedavi protokolünde dramatik değişikliklere neden olmuş ve daha az invazif endoskopik yaklaşımları popüler hale getirmiştir. Bu nedenle, sistoskopik subüreteral injeksiyon hem medikal tedavinin hem de üreteroneosistostominin yerini almaya başlamıştır. Bu sayede, çocukların çoğunda VUR günübirlik olarak kolayca ve başarı ile giderilebilmektedir. Böylece, uzun yıllar boyunca koruyucu antibiyotik verilme ihtiyacı ve invazif tetkiklerle sık takip ihtiyacı büyük oranda azalmıştır.
Sistoskopik injeksiyon amacıyla kullanılan pek çok farklı madde vardır. Mevcut tüm materyallerin kısa dönem başarı oranları yüksektir. Uygun seçilmiş olgularda, bebeklerdeki yüksek evreli VUR’lar dahil, sistoskopik subüreteral injeksiyon tedavisi belirgin yararlı olmaktadır. Uzun süreli stabilite gösteren, enjeksiyon yerinde kalıp zaman içinde kaybolmayan materyaller tercih edilmelidir. Başlıca dezavantajı, başarı oranının üreteroneosistostomiden daha düşük olması ve farklı yaklaşımlara göre İSUG ile VUR’un geçtiğinin teyidinin gerekebilmesidir. Subüreteral injeksiyon materyalinin fazla tutulmasına bağlı olarak nadir de olsa obstrüksiyonlar gelişebilir. İnjeksiyon sonrası karşıda kontralateral reflü gözlenebilir. Ayrıca, halen uzun dönem etkileri konusunda yeterli kanıta dayalı veri bulunmamaktadır.
Vesico-ureteric reflux is one of the major cause of end stage renal disease in children in our country. UTI with fever should immediately be teraeted for preventing renal damage. Due to recent developments in endoscopic techniques, there has been a remarkable change in the treatment protocols of VUR in children, and minimally invasive intervention has gain popularity. Therefore, cystoscopic subureteral injection has become to reeplace medical treatment as well as ureteral reimplantation. Many children now can easily be treated by cystoscopic subureteral injection treatment as an outpatient procedure, and thus preventing long-lasting prophylactic antibiotics and serial invasive follow-up exams in such patients.
There are several materials are used for endoscopic injection. All has high success rate at the short period. Endoscopic injection is effective in selected cases including young babies with high grade reflux. Long-lasting materials that does not migrate elsewher should be chosed. Main dysadvantages of endoscopic injection is the lower success rate comparing reimplantation and the requirement of postoperative VCUG for provement of reflux resolution. The important complication of endoscopic injection is obstruction and recurrent reflux or contralateral reflux. In addition, there are still not clear the long term effects of these materials.

ARAŞTıRMA
3.
Deneysel nekrotizan enterokolit modelinde intraabdominal karbondioksit ensüflasyonunun barsak üzerine etkisi
Effect of carbondioxide insufflation on bowel in an experimental nec model
Şenol Emre, Gonca Tekant, Dildar Konukoğlu, Sinem Fırtına, Sergülen Dervişoğlu, Günay Can, Cenk Büyükünal
doi: 10.5222/JTAPS.2018.010  Sayfalar 10 - 18
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, NEK’li yenidoğanlarda güvenle uygulanabilirliği bildirilen laparoskopinin, deneysel bir modelde gastrointestinal sistem üzerindeki etkilerini araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kırk adet Sprague-Dawley yenidoğan sıçan onlu 4 gruba ayrılmıştır. K grubu, işlem yapılmayan kontrol; L grubu, işlem yapılmadan 4. gün 10 mm Hg basınçta 30 dakika karbondioksit, 30 dakika desüflasyon yapılan; N grubu modifiye Okur yöntemiyle NEK oluşturulan; NP grubu ise N grubundaki işlemlere ek olarak 4. gün P grubundaki gibi pnömoperitoneum-desüflasyon oluşturulan gruplar olarak belirlenmiştir. Denekler 4. Gün dekapitasyonla sakrifiye edilmiş ve terminal ileum rezeke edilerek histopatolojik değişiklikler ile Nitrik oksit, Glutatyon ve TBARS düzeyleri incelenmiştir. Biyokimyasal incelemelerin istatistiksel değerlendirilmesi için ANOVA ve Tukey HSD, histopatolojik sonuçlar için Mann Whitney–U ve Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır.

BULGULAR: TBARS değerleri karşılaştırıldığında NP grubunun K ve P gruplarına göre anlamlı derecede yüksek olduğu, diğer gruplar arasında ise anlamlı bir farklılık olmadığı bulunmuştur. NO değerleri karşılaştırıldığında NP grubunun K grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu, diğer gruplar arasında ise anlamlı bir farklılık olmadığı bulunmuştur. GSH değerleri karşılaştırıldığında NP grubunun K, P ve N gruplarına göre anlamlı derecede yüksek olduğu, N grubunun K ve L grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu, K ve P grupları arasında ise anlamlı bir farklılık olmadığı bulunmuştur. P, N ve NP gruplarının histopatolojik evreleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunurken, bu grupların kendi aralarında bir farklılık saptanmamıştır.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmada CO2 pnömoperitoneumun NEK’teki doku hasarına ek bir olumsuz katkısı olmadığı gözlenmiştir. Deneysel hayvan modeli üzerinde yaptığımız bu çalışmanın sonuçları, klinikte kullanılmaya başlanan NEK’te laparoskopik tanı uygulamasının güvenilirliğini destekler niteliktedir.
INTRODUCTION: The aim of the study is to evaluate in a animal model, the effects of laparoscopy, which is reported to be safely applied in newborns with NEC, on the gastrointestinal tract.

METHODS: Forty newborn Sprague-Dawley rats were divided into four different groups of ten. Group K was the control with no intervention whereas Group P was subjected to 10 mmHg pressure carbondioxide pneumoperitoneum for 30minutes followed by desufflation for 30minutes on the fourth day of the study. Rats in GroupN were NEC models established by the method described by Okur. GroupNP was subjected to pneumoperitoneum-desufflation on the fourth day of the study as GroupP in addition to the procedures applied on GroupN.
Subjects were decapitated on the fourth day and histopathological findings, NitricOxide, Glutation and TBARS levels were investigated on the resected terminal ileum. Statistical evaluation of biochemical results were done with ANOVA and Tukey HSD tests, whereas Mann Whitney–U and Kruskal Wallis tests were used for the histopathological results
RESULTS: TBARS levels were significantly higher in Group NP compared to GroupK and P. However, a significant difference was not determined between the other groups. NO levels were significantly higher in GroupNP than in GroupK. There was no significant difference between the other groups. When GSH levels were compared, Group NP was found to have significantly higher GSH levels than GroupsK, P and N.Additionally, GSH levels were significantly higher in Group N when compared with GroupsK and P.. Histopathological stages of Groups P, N and NP were found to be significantly higher, whereas no difference was observed among these groups.

DISCUSSION AND CONCLUSION: In the study, we demonstrated that carbondioxide pneumoperitoneum does not have a negative contributing effect on the tissue damage seen in NEC. The results of this animal model study support the safety of diagnostic laparascopy, a newly used method, in NEC.

4.
Morgagni hernili olguların klinik özellikleri ve cerrahi tedavi sonuçları
Clinical features of children with Morgagni hernia and results of surgical treatment
Bilge Gördü, Tutku Soyer, Saniye Ekinci, İbrahim Katnak, Arbay Özden Çiftçi, Feridun Cahit Tanyel
doi: 10.5222/JTAPS.2018.019  Sayfalar 19 - 22
GİRİŞ ve AMAÇ: Morgagni hernili (MH) olguların klinik özellikleri ve cerrahi tedavi sonuçlarını tartışmak üzere geriye dönük bir çalışma planlanmıştır
YÖNTEM ve GEREÇLER: MH nedeniyle opere edilen olgular yaş, cinsiyet, başvuru yakınması, tanı yöntemleri, cerrahi tedavi seçenekleri ve sonuçlar bakımından geriye dönük incelenmiştir.
BULGULAR: Son 16 yıl içinde MH nedeniyle onarım yapılan 38 olgu çalışmaya alınmıştır. Hastaların yaş ortalaması 4,2 yıldır (1-11 yıl). Erkek kız oranı 24: 15’dir. Başvuru yakınmaları arasında sık akciğer enfeksiyonu geçirme (n=15, %39,4), solunum sorunları (n=7, %18,4) ve bulantı, kusma (n=7, %18,4) yer almaktadır. Olguların %15,7’sinde herni başka nedenlerle elde edilen akciğer grafisi ile (n=6), %7,8’inde (n=3) kardiyak sorunlar için yapılan ekokardiyografide saptanmıştır. Sekiz olguda (%20,5) eşlik eden anomali bulunurken, 6 olgu (%15,3) Down sendromu tanısı ile izlenmektedir. En sık eşlik eden anomali kardiyak anomaliler (n=4, %10,5) ve iskelet sistemi anomalileridir (n=3, %7,8). Olguların 27’sinde iki yönlü akciğer grafisi, 4 olguda kontrastlı GİS grafisi ile tanı koyulmuştur. On iki olgu kistik akciğer hastalığı ön tanısı ile yapılan bilgisayarlı tomografi ile tanı aldıktan sonra yönlendirilmiştir. On altı olguda ekokardiyografi yapılmış bunların yalnız 4’ünde eşlik eden kardiyak anomali tespit edilmiştir. Tüm olgular ksifoid altından göbeğe uzanan orta hat kesi ile onarılmıştır. İki olguda kese tam eksize edilirken diğer olgularda çıkarılmadan onarım yapılmıştır. Ortalama yatış süresi 6,79 gün (4-22 gün), oral başlama süresi 2,5 (2-5) gündür. İzlem süresi ortalama 5,7 yıl (1-16) olup 3 olguya (%7,8) yineleme nedeniyle yeniden onarım yapılmıştır. Bu olguların ikisi Down sendromludur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: MH çocuklarda özgül olmayan bulgular ve başka nedenlerle yapılan radyolojik incelemeler sırasında tanı almaktadır. Olguların beşte birinde eşlik eden anomaliler olması yanı sıra Down sendromu ile birlikteliği olan hastalar onarım sonrası yineleme riski nedeniyle yakın takip edilmelidir.
INTRODUCTION: A retrospective study was performed to evaluate the clinical features in children with Morgagni hernia (MH) and results of surgical treatment.
METHODS: Children operated for MH were evaluated for age, sex, symptoms at admission, diagnostic methods, treatment alternatives and results retrospectively.
RESULTS: Thirty-eight cases with MH repair for the last 16 years were included. The mean age of the patients was 4.2 years (1-11 years). Male female ratio was 24: 15. The most common symptoms were recurrent respiratory infections (n=15, 39.4%), respiratory problems (n=7, 18.4%) and nausea and vomiting (n= 7, 18.4%). 15.7% of cases were diagnosed during evaluation of other problems with chest X-ray (n=6) and echocardiography in 7.8% (n=3). Eight cases (20.5%) had associated anomaly and 6 of them (15.3%) have been following with Down syndrome. The most common associated anomalies were seen in cardiac (n=4, 10.5%) and skeleton system (n=3, 7.8%). Diagnosis was obtained by chest X-ray in 27 cases and upper gastrointestinal series in 4 cases. Twelve cases had been referred after evaluation with computed tomography with a presumptive diagnosis of cystic lung disease. Sixteen cases underwent echocardiography but only 4 of them had cardiac anomaly. Hernia repair was performed with midline incision starting form xiphoid to umbilicus. Hernia sac was totally excised in 2 cases whereas the rest of them were imbricated. Mean hospitalization time was 6.79 days (4-22 days) and oral feeding time was postoperative 2.5 day (2-5 days). After a mean 5.7 years (1-16 years) follow-up, 3 of the cases (7.8%) reoperated for recurrence. Two of the recurrent cases had Down syndrome.
DISCUSSION AND CONCLUSION: MH presents with non-specific symptoms and are diagnosed with radiologic investigations during evaluations for other causes in children. One fifth of the cases had associated anomalies and cases with Down syndrome should be closely followed-up because of risk of recurrence.

5.
Çocuklarda gastrointestinal duplikasyon kistleri
Gastrointestinal duplication cysts in children
Mehmet Saraç, Ünal Bakal, Tugay Tartar, Ahmet Kazez
doi: 10.5222/JTAPS.2018.023  Sayfalar 23 - 27
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada nadir görülmeleri nedeni ile geniş serilere ulaşamayan gastrointestinal duplikasyon kistlerinin (GİDK) özellikleri, uygulanan cerrahi tedavi ve sonuçlarının sunulması amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastaların yaş, cinsiyet, prenatal teşhisin olup olmadığı, hastaların semptom ve muayene bulguları, radyolojik ve cerrahi bulguları ile klinik sonuçları kaydedildi.
BULGULAR: Oniki yıl içinde toplam 11 GIDK olgusu tedavi edildi. Yaş ortalaması 42 ay (2 gün-15 yaş) olan olguların E/K oranı 6/5 idi. Olguların 6’sında ileum, 3’ünde duedonum, 1’inde çekum ve 1’inde terminal ileum, appendiks, çekum ve tüm kolonu içine alan duplikasyonlar belirlendi. Altısında intestinal rezeksiyon anastomoz, 3’ünde kistektomi, 1’inde parsiyel kistektomi ve mukozektomi, 1’inde kistotomi ve mukozektomi (Wreen prosedürü) yapıldı. Bir olguda terminal ileumda rezeksiyon anastomozu ve sigmoid kolon düzeyinden yapılan kisto-kolik anastomoz ile kistin distalinin normal kolon lümenine açıklığı sağlandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Özellikle bir yaş altı çocuklardaki intestinal obstrüksiyonlarda ve batın içi kistlerinde GİDK akla gelmelidir. Bulunduğu yere göre farklı cerrahi yaklaşımlar gerektirebilirler.
INTRODUCTION: In this research, we aim to present the characteristics, executed surgical treatments and results of gastrointestinal duplication cysts (GIDC) as it cannot reach large series due to its rarity.
METHODS: Age, gender, presence of prenatal diagnosis, symptoms and physical examination findings, radiological and surgical findings and clinical results of the patients were recorded.
RESULTS: 11 GIDC patients were treated in total within 12 years. Average age of the patients was 42 months (2 days-15 years) and their M/F ratio was 6/5. While 6 of the cases were detected to have ileal duplication, 3 of them were detected to have duedenal duplication and 1 of them was detected to have caecal duplication, duplications covering ileum, appendix, caecum and entire column were detected in 1 patient. 6 of them were treated with intestinal resection anastomosis, 3 of them were treated with cystectomy, 1 of them was treated with partial cystectomy and mucosectomy and 1 of them were treated with cystotomy and mucosectomy (Wreen’s procedure). In one case, resection anastomosis in the terminal ileum and cysto-colonic anastomosis from the sigmoid colon level were performed and distal of the cyst was ensured to open to the colonic lumen.
DISCUSSION AND CONCLUSION: GIDC should spring to mind in intraabdominal cysts and intestinal obstructions in especially children under one age. They may necessitate different surgical approaches depending on their location.

6.
Gözden kaçırılan bir konu: Özofagus atrezili olguların göz kusurları
Overlooked topic: Eye problems of esophageal atresia case
Müberra Akdoğan, Serpil Sancar, Esra Özçakır, Mete Kaya
doi: 10.5222/JTAPS.2018.028  Sayfalar 28 - 32
GİRİŞ ve AMAÇ: Kolobom (CHARGE birlikteliği içinde) hariç, özofagus atrezili (ÖA) olgularda diğer göz anomalileri (refraksiyon kusuru, şaşılık, retinal patoloji vs) birlikteliği hakkında yeterli veri yoktur. Bu çalışmada ÖA nedeni ile ameliyat olmuş ve oftalmolojik yönden değerlendirilmiş olguların sonuçları sunulmaktadır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: ÖA nedeni ile ameliyat olmuş hastalardan göz polikliniklerinde muayene edilmiş, yaşları 1-5 arasında değişen olguların oftalmolojik muayene sonuçları ile doğum haftası, ventilatöre bağlı geçirilen gün sayısı ve diğer klinik özellikleri birlikte değerlendirildi.
BULGULAR: Bulgular: ÖA nedeniyle ameliyat sonrası Göz Hastalıkları polikliniklerinde muayene olmuş ve kayıtlarına ulaşılan, yaşları 1-5 arasında değişen, 6’sı kız toplam 16 hasta değerlendirmeye alındı. Çocukların 2’sinde şaşılık ve bunlardan 1’inde Duane tip 1 retraksiyon sendromu saptandı. Göz kusuru olan hastaların birine ise prematüriteye bağlı retinopati (ROP-Retinopathy of Prematurity) nedeniyle göz içi enjeksiyon yapılmış ve düzelmişti. 13 olguda bir veya birden fazla göz kusuru vardı, en sık kusur hipermetropi ve astigmatik refraksiyondu. 6 olguda miyopik astigmatizma saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: ÖA’li olgularda preterm doğum, perinatal asfiksi riski, geçirilen cerrahiler ve ameliyat sonrası yoğun bakım şartlarına bağlı olarak göz problemleri görülebilir. Başarılı ÖA ameliyatları sonrası tüm dikkatler yapılan cerrahi nedeni ile özofagusun sağlıklı devamlılığına odaklanmış iken, hastaların rutin göz muayenesi olası göz problemlerinin gözden kaçırılmamasını sağlayabilir.
INTRODUCTION: Except for coloboma (in CHARGE association), there is insufficient data about ophthalmologic anomalies associated with esophageal atresia (EA) (refractive error, strabismus, retinal pathology, etc). In this study, we present the results of ophthalmologic evaluations of patients who underwent surgery with EA.
METHODS: The results of ophthalmologic examinations of the patients underwent surgery due to EA aged between 1 and 5 years and examined at eye clinics were evaluated, together with the number of days due to ventilator support, and other clinical features.
RESULTS: A total of 16 patients with EA (six girls and ten boys, aged between 1 and 5 years), who were examined at the ophthalmology policlinics and were reached to their records, postoperatively, were included in the study. Strabismus was detected in 2 of the children, and Duane type retraction syndrome in 1 of them. One of the patients with eye problem had been underwent intraocularly injection for retinopathy due to prematurity (ROP), and improved. Thirteen cases had one or more eye problems, the most frequent defect being hypermetropia and astigmatic refraction. Myopic astigmatism was present in 6 cases.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Eye problems can be seen in patients with EA, depending on prematurity, perinatal asphyxia risk, surgical surgeons and post-operative intensive care conditions. Routine eye examinations ensure that possible eye problems are not overlooked while all attention following successful EA surgery is focused on the continuity of the esophagus.

7.
Çocuklarda nadir bir akut batın nedeni: Primer omentum torsiyonu
A rare cause of acute abdomen in children: Primary omental torsion
Tugay Tartar, Ünal Bakal, Mehmet Saraç, Ercan Genç, Ahmet Kazez
doi: 10.5222/JTAPS.2018.033  Sayfalar 33 - 38
GİRİŞ ve AMAÇ: Omentum torsiyonu primer ve sekonder nedenlere bağlı olarak gelişebilen akut batının nadir bir nedenidir. Akut apandisitin ayırıcı tanıları arasında yer almaktadır. Spesifik semptomlarının olmaması nedeniyle ameliyat öncesi tanısı zordur. Laparoskopi veya laparotomide diğer akut batın nedenleri yoksa akla gelmelidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmamızda 2001-2016 yılları arasında akut batın nedeniyle ameliyat edilen ve primer omentum torsiyonu tanısı konulan olguların retrospektif olarak cinsiyet, yaş, şikayet, şikayet süresi, fizik muayene, laboratuvar ve radyolojik bulgular, vücut kitle indeksi, gelişen komplikasyonlar, ek anomaliler, yapılan cerrahi işlem ve hastanede kalış süreleri değerlendirilerek klinik deneyimlerimizin sunulması amaçlandı.
BULGULAR: Kliniğimizde 16 yıllık sürede akut batın nedeniyle ameliyat edilen 6 olguya primer omentum torsiyonu tanısı konuldu. Hastaların 4’ü erkek, 2’si kızdı. Hastalarda görülen en sık semptom; sağ kadran ağrısı ve en sık fizik muayene bulgusu ise sağ alt kadranda hassasiyet, defans ve rebaund hassasiyet idi. Batın ultrasonografileri normal olarak değerlendirilen 3 hastaya bilgisayarlı tomografi çekilerek omentum torsiyonu tanısı konuldu. Üç hastanın vücut kitle indeksi (kg/m2) fazla kilolu ve obez sınırlarında idi. Beş hastada omentumun sağ segmenti torsiyone idi. Tüm hastalara laparotomi ile omentektomi ve apendektomi işlemi yapıldı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Akut batın nedeniyle ameliyat edilen hastalarda özellikle apendiks, safra kesesi ve pelvik organlar normal görünümde ise omentum torsiyonu açısından eksplorasyon yapılmalıdır.
INTRODUCTION: Torsion of the omentum is a rare cause of acute abdomen that may develop due to primary and secondary reasons. It is among the differential diagnoses of acute appendicitis. Pre-operative diagnosis is difficult because of the no specific symtopms. It should be considered if there are no other acute abdomen causes in laparoscopy or laparotomy.
METHODS: In this study, we aim to present our clinical experiences by evaluating the retrospective data of cases which was operated for acute abdomen and diagnosed as primary omental torsion between 2001-2016 with regards to gender, age, complaint, duration of complaint, physical examination, laboratory and radiological findings, body mass index, complications, additional anomalies, surgical operations and duration of hospitalization.
RESULTS: Six patients who had been operated due to acute abdomen were diagnosed as primary omental torsion in our clinic within 16 years. Four of them were male and 2 of were female. The most common symptom was right quadrant pain and the most common physical examination findings were tenderness at right lower quadrant, defence and rebaund tenderness. Three patients who were evaluated as normal in abdomen ultrasonography were diagnosed as omentum torsion in computarized tomography. Body mass index (kg/m2) of 3 patients was overweight and obese. Right segment of the omentum was torsion in five patients. All patients underwent omentectomy and appendectomy with laparotomy.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Patients who underwent surgery for acute abdomen should undergo exploration for omental torsion especially if the appendix, biliary tree and pelvic organsa re in normal view.

8.
Akilli telefonlar, geniş bant internet, dijital eğitim kaynakları ve tıp fakültesi öğrencileri
Smart phones, broad band internet, digital educational resources and medical students
Şenol Emre, Elif Altınay Kırlı, Masis Malhasyan, İzzet Altun, Sinan Celayir
doi: 10.5222/JTAPS.2018.039  Sayfalar 39 - 46
GİRİŞ ve AMAÇ: Akıllı telefonlar, geniş bant internet, sosyal ağlar, bulut servisleri, anlık mesajlaşma uygulamaları ve dijital eğitim kaynaklarının Tıp Fakültesi öğrencileri tarafından ne şekilde kullanıldığının sorgulanması amaçlanmıştır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi 2. ve 5. Sınıf Türkçe ve İngilizce bölümü öğrencileri arasında yapılan anket çalışması ile öğrencilerin akıllı telefon, sosyal medya, anlık mesajlaşma, bulut servisleri, çevrimiçi veritabanları ve diğer digital eğitim kaynaklarını kullanımları sorgulanmış, bu konudaki avantaj ve dezavantajlar ile önerileri sorgulanmıştır.

BULGULAR: Ankete 302 öğrenci katıldı. Katılımcıların 129’u 2.sınıf (43 İngilizce bölümü, 86 Türkçe bölümü), 193’ü 5. sınıf (61 İngilizce bölümü, 112 Türkçe bölümü) öğrencisi idi. Katılımcılardan ikisi hariç tümü akıllı telefon kullanıyordu. İnternete girmek için ağırlıklı olarak akıllı telefonlar tercih edilirken (295/302), bunu dizüstü bilgisayarlar (191/302) tabletler (80/302) ve masaüstü bilgisayarlar (20/302) takip etmekteydi. Ondokuz öğrenci (% 6) sosyal medya kullanmıyordu. Yetmiş yedi öğrenci (%25) daha önce Pubmed, Medscape, Uptodate, Google Scholar vb. gibi dijital kaynakları hiç kullanmamıştı. Öğrencilerin %49 web tabanlı eğitim kaynaklarının önemli, %39’u çok önemli olduğunu bildirmesine karşın halihazırda çevrimiçi kaynakları günlük pratikte kullanan öğrenci sayısı 63 tür (% 21).

TARTIŞMA ve SONUÇ: Tıp fakültesi öğrencileri arasında akıllı telefon çok yaygın olarak kullanılmaktadır. İnternete erişim için mobil araçlar (akıllı telefon ve tablet) kişisel bilgisayarlara göre daha çok tercih edilmektedir. Öğrenciler sosyal medyayı yaygın olarak kullanmaktadır. Çevrimiçi eğitim kaynaklarını kullanmada beşinci sınıflar ikinci sınıflara göre daha önde olup İngilizce gruplarda bu oran Türkçe gruplara göre daha yüksektir. Öğrenciler web tabanlı eğitime önem vermekle birlikte günlük pratikte alışılagelmiş basılı kitaplar, ders notları vb. gibi kaynaklara göre daha az tercih etmektedir.

INTRODUCTION: To investigate the usage conditions of smart phones, broad band internet, social networks, cloud services, instant messaging applications and digital educational resources by medical students.
METHODS: With use of a questionary form, usage habits for smart phones, broad band internet, social networks, cloud services, instant messaging applications and digital educational resources, advantages and disadvantages and their suggestions on these subjects were investigated for second and fifth year of Cerrahpaşa Medical Faculty Turkish and English program students.
RESULTS: Three hundred and two students were involved in the study. One hundred and twenty nine of the participants were second year (43 English, 86 Turkish), and 193 (61 English, 112 Turkish) were fifth year students. All students except two were using smart phones routinely. While smart phones were the first choice for internet surfing (295/302), it’s followed by laptop computers (191/302), tablets (80/302) and desktop computers (20/302). Only 19 students (6%) declared they do not use social media. Seventy seven of the students (25%) had not used digital resources such as Pubmed, Medscape, Uptodate, Google Scholar etc. Despite the students noted they find web based educational resources significant (49%) and highly significant (39%), the number of the students that use online resources in a daily base was 63 (21%).

DISCUSSION AND CONCLUSION: Smart phones are broadly used among medical students. Medical students were prefer mobile equipments for internet access when compared with personal computers. Students were using social media frequently. The usage rate of fifth grade students for online educational resources was higher when compared to the second year students Despite the students declare that they care about web based education, they prefer them less in daily practice, when compared with the conventional resources.


OLGU SUNUMU
9.
Testiste Kitle ile Ortaya Çıkan Nöroblastom Olgusu
Neuroblastoma Case Which Appears As Testicular Tumor
İrem İnanç, Ülfet Vatansever Özbek, Ufuk Usta, Dinçer Avlan
doi: 10.5222/JTAPS.2018.047  Sayfalar 47 - 49
Rutin pediatrik muayenesi esnasında sağ skrotal kitle saptanan 8 aylık hastanın yapılan ultrasonografisinde sağ testiküler kitle tanımlandı. Bunun üzerine hastaya yüksek orşiektomi yapıldı. Patoloji sonucunun nöroblastom olarak raporlanmasıyla birlikte testiküler metastaz olabileceği düşünülerek primer kitle araştırıldı ve bilgisayarlı tomografide sol adrenal kaynaklı kitle tespit edildi. Bu çalışmada nöroblastomun oldukça nadir görülen bir klinik yansıması olan testiküler nöroblastom olgusunun sunulması ve güncel literatür bilgileri ışığında tanı ve tedavi yöntemleri açısından tartışılması amaçlanmaktadır.
A testicular mass was identified in a scrotal ultrasonography performed on an 8-month-old patient who had a right scrotal mass on routine pediatric examination. The patient was then subjected to a high orchiectomy. On histopathological examination, the primary mass was diagnosed as neuroblastoma and was presumed to be a testicular metastasis from an unknown primary. Afterwards left adrenal gland mass was detected by computerized tomography. In our report we aim to discuss diagnosis and treatment methods of rare metastatic testicular neuroblastoma.

10.
Özofagus, duodenum ve anal atrezi birlikteliği görülen yenidoğana cerrahi yaklaşım: olgu sunumu
Surgical approach to a newborn with esophageal, duodenal and anal atresia: case report
İrem İnanç, Oğuz Kızılkaya, Ümit Nusret Başaran, Dinçer Avlan
doi: 10.5222/JTAPS.2018.050  Sayfalar 50 - 53
Antenatal polihidroamnios sebebiyle başka bir merkezde takip edilen yenidoğan, anal atrezi saptanması ve nazogastrik sonda takılamaması üzerine merkezimize sevk edildi. Kontrastlı direkt grafi çekilen hastada atrezik özofageal poş saptandı, “double bubble” işaretinin görülmesiyle duodenal atrezi tanısı da konuldu. Hastanın doğum tartısı ve haftasının uygun olmasıyla aynı seansta önce laparotomiyle gastrojejunostomi yapılıp sigmoid diverjan kolostomi açıldı, sonrasında sağ torakotomiyle ekstraplevral trakeoözofageal fistül onarımı ve özofagus atrezisi için uç uca anostomoz uygulandı. Sunulan olgu gastrointestinal sisteme ait üç atrezinin eşzamanlı görülmesine nadir bir örnek olmakla birlikte tanı ve tedavi yaklaşımındaki seçenekleri ve güçlükleri de irdelemeyi amaçlamaktadır.
A newborn who had been followed by another center with the diagnosis of antenatal polyhydroamniosis was referred to our hospital for having anal atresia and not being able to pass a nasogastric tube. A contrast radiography was performed and an esophageal atretic pouch was detected. With seeing a double bubble sign, also duodenal atresia was diagnosed. Because of the patient’s birth week and weight was suitable; the procedure started with laparotomy for gastrojejunostomy and sigmoid diverting colostomy, after that right thoracotomy was performed for the tracheaesophageal fistula to be treated and at last end to end esophageal anostomosis was performed. Our case is a rare example of synchronized anomalies of gastrointestinal system and we also aim to mention difficulties about diagnosis and treatment.

11.
Çocuk Cerrahisi ve Çocuk Ürolojisinde Güncel Makalelerden Seçmeler
Emil Mammadov
Sayfalar 54 - 55
Makale Özeti | Tam Metin PDF

 
 
Copyright © 2020 Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale