TR | ENG ISSN 2667-7024
 
Volume : 34   Issue : 1  Year : 2020

Current Issue Published Numbers Articles In Print The Most Downloaded Articles Send Online Article




 
: 33 (3)
Volume: 33  Issue: 3 - 2019
Hide Abstracts | << Back
1.
İçindekiler

Pages I - VIII

2.
Akgün Hocamızın dergimizin ilk sayısı için kaleme aldığı önsöz

Page IX

3.
Prof Dr Daver Yeker’in kaleminden Akgün Hiçsönmez

Page X

4.
Prof Dr Münci Kalayoğlu’ndan Akgün Hiçsönmez

Page XI

5.
Hocalarımın hocası için

Page XII

OTHER
6.
Hocamız Prof. Dr. Akgün Hiçsönmez Anısına
Mustafa Melikoglu
doi: 10.5222/JTAPS.2019.80269  Pages 85 - 89
Prof. Dr. Akgün HİÇSÖNMEZ, Türkiye’de modern çocuk cerrahisinin iki kurucusundan birisidir. 1931 yılında doğmuştur. 1955 yılında Doktor olmuştur. 1961-1963 yılında ABD'de çocuk cerrahisi ve çocuk torasik ve kalp cerrahisi dalında çalışmıştır. 1963 yılında Hacettepe Çocuk Cerrahisi Kliniğini kurmuş ve 1998 yılına kadar çalışmıştır. 2000 yılından 2019 yılına kadar Başkent Üniversitesinde çalışmıştır. 14 Ağustos 2019 yılında aramızdan ayrılmıştır.

Prof.Akgün Hiçsönmez is one of the two founders of modern pediatric surgery in Turkey. He was born in 1931. He became medical doctor in 1955. He worked in pediatric surgery and pediatric cardiovascular surgery in United States of America between 1961-1963. He founded Hacettepe Department of Pediatric surgery in 1963 and worked there till 1998. He was working in Baskent Univeristy between 2000-2019. He passed away in 14 August 2019.

RESEARCH ARTICLE
7.the history of turkish association of pediatric surgery
Selçuk Yücesan
doi: 10.5222/JTAPS.2019.32659  Pages 90 - 97
GİRİŞ ve AMAÇ: Başlangıçta Ortopedi ile birlikte faaliyet gösteren
YÖNTEM ve GEREÇLER: 1947 yılında ayrı bir tıp
BULGULAR: dalı olarak kabul edilen çocuk cerrahisinin ve
TARTIŞMA ve SONUÇ: Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği’nin gelişimi ve faaliyetlerinin sunulması amaçlanmıştır.
INTRODUCTION: Theaim of thestudy is
METHODS: topresentthedevelopmentand
RESULTS: activities of pediatricsurgeryandTurkishAssociation of PediatricSurgeonswhich
DISCUSSION AND CONCLUSION: initiallystartedtofunctionwithorthopedicsandwasaccepted as an independentmedicalbranch in 1947.

8.Vacuum bell application in patients with pectus excavatum
Vüsal Cafarov, Rahşan Özcan, İbrahim Adaletli, Gökhan Ergene, Semih Halezeroglu, Gonca Topuzlu Tekant
doi: 10.5222/JTAPS.2019.02428  Pages 98 - 104
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, pektus ekskavatum (PE) hastalarında uygulanan vakum bell (VB) tedavisinin sonuçlarını incelemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2013-2015 yılları arasında primer olarak VB tedavisi uygulanan 30 olgu geriye dönük olarak incelendi. Olgular cinsiyet, başvuru yaşı, başvuru yakınması, muayene bulguları, radyolojik bulgular, VB’in uygulanma şekli ve süresi, VB tedavisine yanıt ve aile memnuniyet dereceleri açısından değerlendirildi.
BULGULAR: rın erkek/kız oranı 4,2/1 (E: 23,K: 7) idi. Yaş ortalaması 11.5 yaş (r: 4-17 yaş) olarak bulundu. Ortalama takip zamanı 23 ay (21-27 ay) idi. Başvuru yakınması kozmetik ve psikososyal şikayetler (n: 20), tekrarlayan akciğer enfeksiyonları (n: 7), kardiyak problemler (n: 3) idi.
VB uygulaması ile ilk 6 ayda 7 (%23) olguda tam düzelme sağlandı. Bu olguların yaş ortalaması 8.5 yaş (4-9 yaş) idi. Birinci yıl sonunda 13 (%43) olguda daha tam düzelme sağlandı. Bu olguların yaş ortalaması ise 13.7 yaş (9-15 yaş) idi. İkinci yılın sonunda yaş ortalaması 16.8 yaş (13-17 yaş) olan 7 (%23) olguda daha tam düzelme görüldü. Kalan 3 (%10) olgunun tedavisi devam etmekteydi. Bu olguların ortalama yaşı 17 yaş (16-17 yaş) idi. Toplamda olguların % 90’ınında 2.yılın sonunda tam düzelme sağlandı.

TARTIŞMA ve SONUÇ: VB uygulaması non-invaziv ve kolay uygulanabilir olması nedeni ile diğer tedavi yöntemlerine göre daha avantajlıdır. Pektus çukurluğu ölçümü tedaviye başlama ve değerlendirmede en sık kullanılan ölçüm yöntemidir. VB erken yaşta uygulandığında tedavi süresi kısa ve yanıtı daha iyidir. Cerrahi tedavinin uygulanamadığı küçük yaş grubunda ilk tedavi seçeneği olarak güvenle uygulanabilir. Bu uygulama gereksiz cerrahi girişimlerin de ortadan kaldırılmasını sağlayacaktır.

INTRODUCTION: The aim of this study is to retrospectively investigate the results of Vacuum Bell (VB) treatment in patients with pectus excavatum (PE) and to evaluate treatment criteria.
METHODS: Total of 30 patients with PE who were followed up between years 2013-2015 were included. All of the patients were primarily treated with VB.

RESULTS: The male/female ratio was 23/7 (4,2/1). Mean age was 11.5 yrs (r: 4-17 yrs). Patient symptoms were cosmetic and psychosocial in 20, recurrent pulmonary infections in 7 and tachycardia in 3 cases.The number of patients whose treatment was terminated after full recovery in six months was 7. The mean age of these 7 patients was 8.5 years (r: 4-9 yrs). The number of patients showing full recovery in one year follow-up was 13 (43%). The mean age of these 13 patients were 13.7 years (r: 9-15). The remaining 7 (23%) patients showed full recovery at two years of follow-up and their treatment was terminated. The average of these patients were 16.8 (13-17) years. In total, 90% of patients showed full recovery in a two year treatment period.
DISCUSSION AND CONCLUSION: VB application is non-invasive and easy to apply because it is more advantageous than other treatment methods. The depth of PE is the most useful and easy applicable method to use for follow-up. The treatment time is shorter and the response is better when VB is administered at an early age. It can be safely used as the first treatment option in the small age group where surgical treatment cannot be performed. This will help to eliminate unnecessary surgical interventions.

9.Reevaluation of recurrence mechanisms after Nissen fundoplication
Mehmet Ali Özen, Selçuk Uzuner, Selim Gökçe, Mehmet Tekin, Egemen Eroğlu, Gökhan Gündoğdu
doi: 10.5222/JTAPS.2019.45403  Pages 105 - 111
GİRİŞ ve AMAÇ: Nissen fundoplikasyon, gastroözefageal reflü hastalığı (GÖRH) tedavisinde en sık uygulanan cerrahi yöntem olmakla birlikte özellikle nörolojik engelli hastalarda nüks gelişimi sıktır. Manşonun anatomik olarak bozulması klasik tanımlanan şeklidir. Nüks oluşumu için öngörülen risk faktörleri olguların birçoğunda var olmakla birlikte başarısızlığın patolojisini net olarak açıklayamamaktadır. Çalışmamızda fundoplikasyon sonrası başarısızlık mekanizmalarını analiz etmeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya, Ocak 2011 ile Şubat 2014 arasında fundoplikasyon yapılan GÖRH'li çocuklar dahil edildi. Ameliyat sonrası devam eden reflü semptomları, nüks gastroözofageal reflü hastalığı (nGÖRH) olarak kabul edildi. Cinsiyet, yaş, gelişme geriliği, nörolojik durum, hiatus hernisi, skolyoz, ameliyat yöntemleri, gastrostomi ve orofaringeal semptomlar ile nüks oluşumu arasındaki ilişki araştırıldı. Değişkenler lojistik regresyon analizi ile incelendi.
BULGULAR: Çalışmaya 67 çocuk (erkek 40, kız 27) dahil edildi. Ortalama ameliyat yaşı 57.10 ± 52.22 ay, takip süresi 19.64 ± 7.75 ay idi. 16 (% 23,8) çocukta nüks reflü saptandı. Nüks olguların baryumlu calışmalarında sadece 1 olguda (%6.2) fundoplikasyon manşonu bozulmuş idi. Manşonu sağlam olan 15 hastadan 10’una endoskopik inceleme yapılabildi. Nüks nedeni olarak, 7 olguda gevşek manşon, 3 olguda aralıklı manşon gevşemesi aktiviteleri gözlendi. Gevşek manşon ve aralıklı gevşemenin, sırasıyla ciddi yutma bozukluğu ve öğürme gibi orofarengeal semptomlar ile ilişkili oldugu saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Nörolojik engeli olan bir kısım hastada anatomik olarak sağlam fundoplikasyon yapıya rağmen alt özofagus sfinkter relaksasyonlarının devam etmesinin veya gevşek manşon yapısının, hastalarda nüks nedeni olabilecegini varsaymaktayız. Ayrıca bu endoskopik bulguların farklı orofarengeal semptomlar ile ilişkisi altta yatan baska bir kompleks nüks mekanizmasını düşündürmektedir. Orofarengeal semptomlar ameliyat öncesinde nüks gelişim riskini öngörmede yararlı olabilir.
INTRODUCTION: Nissen fundoplication is the most performed surgery for the gastroesophageal reflux disease (GERD), however recurrence is frequent in neurologically impaired patients. Anatomic deformation of the fundoplication wrap is the classical defined presentation. The putative risk factors exist in most of cases and unable to define the failure pathogenesis. We aimed to analyze failure mechanisms after fundoplication.
METHODS: Children with GERD who had undergone to fundoplication between January 2011 and February 2014 were included. Recurrence of gastroesophageal reflux disease (rGERD) was considered as ongoing reflux symptoms after surgery. Gender, age, failure to thrive, neurological status, hiatus hernia, scoliosis, operation methods, gastrostomy and oropharyngeal symptoms were correlated with outcomes. Variables were studied by logistic regression analysis. P <0.05 was considered statistically significant.
RESULTS: Sixty-seven children (male 40, female 27) were included in the study. Mean age was 57.10±52.22 months and follow up time was 19.64±7.75 months. Reflux recurrence was detected in 16 (23.8%) children. In barium contrast studies, fundoplication wrap was deformed in only one (6.2%) of patients. In endoscopic examination loose wrap adherence (n=7) and intermittent wrap relaxation (n=3) activities were observed as the recurrence mechanisms and they were correlated with severe swallowing dysfunction and gagging, respectively.
DISCUSSION AND CONCLUSION: We assume that despite a intact fundoplication, persistence lower esophageal sphincter relaxations and loose wrap configurations might be recurrence mechanism in some of neurologically impaired patients. Also the relationship of these fundoplication findings with some oropharyngeal symptoms implies a complex failure mechanism. Oropharyngeal symptoms might indicate failure preoperatively.

10.Analysis of Cases with Intestinal Obstruction Due to Pediatric Congenital Abdominal Bands. Single Center Experience
Ahmet Atıcı, Mehmet Emin Çelikkaya, Bülent Akçora
doi: 10.5222/JTAPS.2019.24119  Pages 112 - 117
GİRİŞ ve AMAÇ: Daha önce batın operasyonu geçirmemiş hastalarda ladd bantları ve omfolomezenterik kanal artığı (OMKA) gibi konjenital bantlara bağlı intestinal obstrüksyonlar bilinmektedir. Atipik konjenital bantlar (AKB) ise, çocuklarda bağırsak tıkanıklığının son derece nadir nedenlerindendir. Bu çalışmada nadir görülen pediatrik konjenital abdominal bant hastalarımızın geriye dönük olarak incelenmesi ve tek merkez sonuçlarının paylaşılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Temmuz 2004 - Kasım 2018 yılları arasında ileus nedeniyle ameliyat edilen 204 hastanın dosyaları geriye dönük olarak incelendi. Çalışmaya daha önceden operasyon öyküsü olmayan ve konjenital abdominal bant nedeniyle ameliyat edilen n=17 hasta dahil edildi.
BULGULAR: Hastaların 10’u erkek, 7’si kız idi. Yaş ortalaması 3,2 yıl ( 0,1-15) olarak bulundu. Hastaların % 53’nde (n=9) malrotasyona bağlı ladd bantları, % 29’ında (n=5) OMKA bağlı bantlar ve % 18’inde (n=3) AKB vardı. Tedavide OMKA bağlı hastaların %60’na (n=3) bağırsak rezeksyonu gerekirken (30-40-65 cm), ladd bantlarına ve AKB bağlı hastaların hepsinde bant eksizyonu yeterli oldu, hiçbir hastaya bağırsak rezeksyonu gerekmedi. Hastaların tamamı şifa ile taburcu edildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Pediatrik konjenital bantlar farklı etiyolojilere sahip hastalıkları içerir. Daha önceden batın ameliyatı olmamış ve ileus tablosuyla gelen bir hastada ayırıcı tanıda malrotasyona bağlı ladd bantları ve OMKA ile birlikte AKB’ninde akılda bulundurulması gerekmektedir.
INTRODUCTION: Intestinal obstruction due to congenital bands such as ladd bands and ompholomesenteric duct remnant ( OMDR) is known in patients who have not previously undergone abdominal surgery. However, atypical congenital bands (ACB) are extremely rare causes of bowel obstruction. In this study, we aimed to examine the rare pediatric congenital abdominal band cases and to share the results of a single center experience
METHODS: Medical records of 204 patients who operated for ileus between July 2004 and November 2018 were retrospectively reviewed. The study included n = 17 patients who were operated for congenital abdominal band and had no previous abdominal surgery.
RESULTS: Ten patients were male and n=7 were female. The mean age was found to be 3,2 years (0,1-15). 53% (n = 9) of the patients had Ladd bands due to malrotation, 29% (n = 5) had OMDR and 18% (n = 3) had ACB. In the treatment, 60% (n = 3) of patients with OMDR required bowel resection (30-40-65 cm). Band excision was sufficient in all of the ladd bands and ACB patients, and no bowel resection was required. All patients were discharged with full recovery.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Pediatric congenital bands contain a spectrum of diseases with different etiologies. In the differential diagnosis for ileus patiens who had no abdominal surgery, ACB should be kept in mind with ladd bands and OMDR.

11.Open Minimally Invasive Surgery in Ureteropelvic Junction Obstruction: Extraperitoneal Approach with Anterolateral Mini Lombotomy Incision
Sabri Cansaran, Ayşenur Celayir, Serdar Moralıoğlu
doi: 10.5222/JTAPS.2019.95914  Pages 118 - 125
GİRİŞ ve AMAÇ: Üreteropelvik bileşke obstrüksiyonlarında, hangi yoldan girişim yapılırsa yapılsın, pelvik redüksiyonlu veya redüksiyonsuz pyeloplasti altın standart tedavi yöntemidir. Açık, laparoskopik ve robotik cerrahi yöntemleriyle pyeloplasti yapılabilmektedir. Bu çalışmada anterolateral mini lombotomi insizyonu ile opere edilen olgularımızdaki cerrahi sonuçlarımız değerlendirilmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Nisan 2004-2019 tarihleri arasında, kliniğimizde üreteropelvik bileşke obstrüksiyonu nedeniyle opere edilmiş 153 olgudan anterolateral mini lombotomi insizyonu ile girişim yapılan bir yaş altındaki çocuklar (n: 97) çalışmaya dahil edildi. Hastaların kayıtları ameliyat süresi, insizyon büyütme ihtiyacı olup olmadığı, drenaj yapılıp yapılmadığı, double-J kateter veya pyelostomi kateteri uygulaması, postoperatif yatış süresi, komplikasyonlar ve sonuçları açısından değerlendirilerek bulgular analiz edildi.
BULGULAR: 15 yıllık sürede Çocuk Cerrahisi Kliniği’nde opere edilen 97 olgunun 16’sı (%16) kız, 81’si (%84) erkekti. Ortalama ameliyat yaşı yenidoğanlarda 18 gün (7 gün-28 gün), infantlarda 4,2 ay (29 gün-11,9 ay) olup hastaların 23’ünde (%24) sağ, 65’sında (%67) sol, 9’unda (%9) bilateral üreteropelvik bileşke obstrüksiyonu mevcuttu. 106 böbrek ünitesinde 2,5-3 cm’lik anterolateral mini lombotomi insizyonu ile Anderson-Hynes pyeloplasti gerçekleştirildi. Hemen tümünde, pelvik redüksiyon sonrası 6/0 veya 7/0 PDS sütürler ile su geçirmez şekilde üreteropelvik anastomoz tamamlandı. Ortalama ameliyat süresi 88 dakikaydı (60 dakika-120 dakika). Hastalar postoperatif dördüncü saat beslendi. Loja dren konulanlarda, drenler postoperatif ikinci gün alındı; hastalar aynı gün veya üçüncü gün taburcu edildi. 8 böbrekte (%8) kullanılan pyelostomi kateterleri ortalama 10. gün (7-15. gün) çıkarılırken, 92 böbrekte (%87) kullanılan double-J kateterler ortalama beşinci haftada (4-6 hafta) sistoskopi ile çıkarıldı ve 80 erkekte sirkümsizyon işlemi de gerçekleştirildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Üreteropelvik bileşke obstrüksiyonu cerrahisinde, açık minimal invaziv bir cerrahi yöntem olan anterolateral mini lombotomi insizyonu ile yapılan pyeloplasti kısa ameliyat süresi, düşük komplikasyon oranları, iyi kozmetik sonuçları, kısa hospitalizasyon süresi nedeniyle diğer tüm yöntemlerden üstün ve daha az invazivdir.
INTRODUCTION: In ureteropelvic junction obstruction, regardless of the procedure, pyeloplasty with or without pelvic reduction is the gold standard treatment method. Pyeloplasty can be performed by open, laparoscopic and robotic surgical methods. Our surgical results were evaluated in the patients operated with anterolateral mini lombotomy incision.
METHODS: Between April 2004-2019, children under one year of age with anterolateral mini lombotomy incision (n: 97) were included in the study between 153 patients who were operated due to ureteropelvic junction obstruction in our clinic. The records of the patients were evaluated and analyzed in terms of duration of the operation, need for enlargement of the incision, drainage and double-J/pyelostomy catheter usage, postoperative length of stay, complications and its results.
RESULTS: 16 (16%) were female and 81 (84%) were male of the 97 patients operated in the Pediatric Surgery Clinic in 15 years. The mean operative age was 18 days (7 days-28 days) in newborns, 4,2 months in infants (29 days-11,9 months), and 23 of the patients (24%) had right, 65 (67%) had left and 9 (9%) had bilateral ureteropelvic junction obstruction. Anderson-Hynes pyeloplasty was performed with anterolateral mini lombotomy incision in total of 106 kidney units. Ureteropelvic anastomosis was completed with 6/0 or 7/0 PDS sutures. The mean operative time was 88 minutes (60 min-120 min). The pyelostomy catheters used in 8 kidneys (8%) were removed after average of 10 days (7-15 days), and the double-J catheters used in 92 kidneys (87%) were removed by cystoscopy after average of 5 weeks (4-6 weeks). 80 males were also circumcised.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In ureteropelvic junction obstruction surgery, pyeloplasty with anterolateral mini lombotomy incision which is an open minimally invasive surgical method is superior than all other methods due to short operation time, low complication rates, good cosmetic results and short hospitalization period and is less invasive.

12.Safe and Effective Technique in Newborn Tongue-Tie: Frenotomy
Mehmet Ali Özen, Egemen Eroğlu
doi: 10.5222/JTAPS.2019.89106  Pages 126 - 129
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada yenidoğan döneminde dil frenulumu tespit edilen ve cerrahi kararı verilen hastalarda kullandığımız tekniği ve sonuçlarını sunmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2015 ile 2019 yılları arasında Koç Üniversitesi Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniğinde dil frenulumu nedeniyle yenidoğan döneminde frenotomi yapılan bebeklerin kayıtları geriye dönük olarak incelendi. Bebekler klinik prezentasyon, cerrahi endikasyon, teknik ve sonuçları bakımından değerlendirildi.
BULGULAR: Dört yıllık süre zarfında toplam 41 bebeğe dil frenulumu nedeniyle frenotomi yapıldıı. Başvuru yakınmaları sıklık sırasına göre dili dışarı çıkaramama, anne memesini emmede güçlük, biberon ile beslenme ihtiyacı, memeyi tutamama, emzirirken bebeğin başını sürekli arkadan destekleme ihtiyacı ve meme ucunda ağrı olması şeklindeydi. Takiplerinde hastalarda kanama, hematom veya enfeksiyon gözlenmedi. Takiplerinde ikinci kez işlem gereken olgu olmadı. 41 hastada emme ile ilgili problemde belirgin düzelme saptandı. Emme yanında meme başı ağrısı olan 11 annenin 9’unda düzelme saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Biberon ile beslense dahi annesini ememeyen ve fizik muayenede dil frenulumu ile uyumlu görünüm saptanan olgularda frenotomi tekniği ile güvenli, başarılı ve kolay bir şekilde bu sorun fonsiyonel ve kozmetik açıdan çözülebilir.
INTRODUCTION: In this study, we aimed to present the surgical technique and results of the patients who were diagnosed with tongue-tie and had surgery in newborn period.
METHODS: Between 2015 and 2019, the records of infants who underwent frenotomy in the newborn period due to tongue-tie were evaluated retrospectively in the Koç University Hospital Pediatric Surgery Clinic. The infants were evaluated in terms of clinical presentation, surgical indication and technique, complications and the results of surgery.
RESULTS: During the four-year period, a total of 41 babies were undergone frenotomy for tongue-tie. The presenting complaints according to the incidence were; the inability to take out tongue, difficulty in sucking the mother's breast, nutritional needs with bottle, inability to keep breast, need to support the baby's head from behind during the breastfeeding and having pain on the nipple. During the follow-up period, no bleeding, hematoma, or infection was observed in patients. There was no patient who needed to intervention for the second time. In 41 patients, there was a significant improvement in the sucking problem. In addition, 9 of 11 mothers with breast pain were found to have improvement.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Tongue-tie problem can be solved in a safe, successful and easy way with the use of the frenotomy technique in cases who can not suck their mum even if fed by the baby bottle.

13.Comparison of the Water Absorbing Bead Ingestion Results in Turkey and World Literature
Feride Mehmetoğlu
doi: 10.5222/JTAPS.2019.04809  Pages 130 - 135
GİRİŞ ve AMAÇ: Türkiye'de su maymunu olarak bilinen, su ve çeşitli sıvılar ile temas ettiğinde büyüyen su emen boncuk (SEB) yutulduğunda gastrointestinal sistem tıkanıklıklarına neden olmaktadır. Bu çalışmada, çocuklarda güncel bir yabancı cisim olan SEB yutulmasının Türkiye ve dünya literatüründeki sonuçlarının karşılaştırılması ve farklılıklarının ortaya konulması amaçlanmıştır
YÖNTEM ve GEREÇLER: En çok kullanılan tıbbi veri tabanlarında, SEB yutulması nedeni ile ameliyat edilen olgular yazar, yıl, ülke, yaş, cinsiyet, şikayetlerin başlaması ile hastaneye başvuruya kadar geçen süre, tanı ve uygulanan tedavi açısından analiz edildi.
BULGULAR: Dünya’da SEB yutulması nedeni ile ameliyat edilen ilk olgunun yayınlandığı 2011 yılından bugüne kadar toplam 24 olgu bildirilmiştir. Bu olguların tümü iki yaş ve altı olup ince bağırsak tıkanıklığı nedeni ile ameliyat edilmişlerdir. Türkiye’de ise henüz ameliyat edilen olgu bildirilmemiş olup, SEB yutulması ile ilgili çalışma sayısı çok azdır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Türkiye’de SEB yutulmasına bağlı ameliyat edilen olgu olmamasının nedenleri; SEB’lerin satışının sınırlandırılması ve koruyucu önlemlerin erken alınmış olmasıdır. Türkiye’de SEB’lerin sıklıkla ev dışı alanlarda kullanılması, risk grubundaki çocukların SEB’lere ulaşamaması nedeniyle olgu sayısının az olduğunu veya olguların bildirilmediğini düşündürmektedir
INTRODUCTION: Water absorbing beads (WAB), also known as water monkey in Turkey, are popular foreign bodies and swell when they come in contact with water or water containing solutions. If ingested, they have potential for causing intestinal obstruction. The aim of the present study is to compare the results and the differences of WAB ingestion in Turkey and world literature.
METHODS: In the most used medical databases, patients who had surgery due to ingestion WAB were analysed according to author, year, country, age, sex, time elapsed from onset of symptoms to admission to hospital, diagnosis and treatment applied.
RESULTS: The first case of intestinal obstruction operation due to WAB ingestion in the world was published in 2011 and 24 cases are reported so far. All of the cases’ ages were 2 years old or under and they were operated due to small bowel obstruction. In Turkey, studies related to WAB ingestion are very few and there is no reported case that went under operation yet.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The reasons for the lack of patients who underwent surgery due to WAB ingestion in Turkey are; nationwide sales of WAB are limited, precautions are taken early on and WAB are used mostly outside of houses thus the risk group age cannot reach WAB. Therefore, the number of studies are few or cases are not being reported.

14.Manual separation, topical vaseline and estrogen in labial adhesions
Mehmet Ali Özen, Emrah Aydın, Mohd Shabsog, Nigar Pelin Oğuzkurt, Egemen Eroğlu
doi: 10.5222/JTAPS.2019.47855  Pages 136 - 139
GİRİŞ ve AMAÇ: Labial adezyon çocukluk çağında sık görülmesine rağmen, patofizyolojisi ve yönetimi hakkında tartışmalar mevcuttur. En sık tercih edilen tedavi seçeneği topikal östrojen olmakla beraber etkinliği ve yan etkileri hakkında farklı görüşler mevcuttur. Bu çalışmada manuel separasyon (MS) ile kombine yapılan tedavilerin etkinliğini ve uzun süredeki nüks oranlarını karşılaştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2014 ve 2019 yılları arasında tam labial adezyon tanısı alan ve en az 6 ay süre ile takip edilen tüm birincil vakalar yaş, başvuru yakınması, nüks ve yan etkiler bakımından analiz edildi. Çalışma grupları; MS (Grup 1); MS ve saf vazelin (Grup 2); MS ve topikal östrojen (Grup 3), olarak belirlendi.
BULGULAR: Kriterleri karşılayan 98 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların ortanca yaşı 2,6 yıldı ( 4-108 ay). Grup 1 de 30 (%30,6), grup 2 de 39 (%39,8) ve grup 3 de 29 (%29,6) hasta mevcuttu. Kaşıntı, kızarıklık, işeme sonrası damlama, üriner enfeksiyon en sık başvuru semptomları iken, hastaların %28,5 inde tanı semptom olmadan rutin muayene esnasında, %17,3 ünde ise aileler tarafından tespit edilen vajen kapalılığı sonrasında konulmuştu. Nüks oranları grup 1 de %23,3, grup 2 de %2,5 ve grup 3 de ise %6,8 olarak tespit edildi. Sadece MS ve topikal östrojen uygulanan grupta, 4 çocukta yan etki görülmüştü.
TARTIŞMA ve SONUÇ: MS ve saf vazelin tedavisi, diğer iki gruba göre herhangi bir yan etkisi olmadan daha düşük nüks oranına sahiptir. Bu sebeplerden dolayı labial adezyonların tedavisinde bu uygulamanın güvenle tercih edilebileceğini düşünmekteyiz.
INTRODUCTION: Although labial adhesions are common in childhood, there is a long debate about its pathophysiology and management. Despite topical estrogen is the most preferred treatment option, there are different opinions about its efficacy and side effects. Herein, we aimed to compare the effectiveness of combined treatments with manual separation and long-term recurrence rates.
METHODS: All primary cases diagnosed with complete labial adhesion between 2014 and 2019 and followed up for at least 6 months were analyzed per age, presentation, recurrence and side effects. Study groups were determined as; MS (Group 1); MS and pure vaseline (Group 2); MS and topical estrogen (Group 3).
RESULTS: There were 98 patients with median age 2.6 years (range 4 to 108 months). While itching, erythema, post-void dripping and urinary infection were the most common presentation symptoms, 28.5% of the patients were diagnosed during routine examination and 17.3% of the cases diagnosed by the families as closed vagina. Group 1 had 30 (30.61%) patients while Group 2 had 39 (39.80%) and Group 3 had 29 (29.60%). The recurrence rates were 23.3%, 2.5%, and 6.8%, respectively. Side effects were seen only in MS and topical estrogen treated group (4 children).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Treatment of MS and pure vaseline has a lower recurrence rate without any side effects compared to the other two groups. It can be preferred safely in the treatment of complete labial adhesions.

15.From the Literature

Pages E1 - E4
Abstract | Full Text PDF

16.Author Index

Pages E5 - E9
Abstract | Full Text PDF

 
 
Copyright © 2020 Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale