TR | ENG ISSN 1305-5194
 
Volume : 33   Issue : 1  Year : 2019

Current Issue Published Numbers Articles In Print The Most Downloaded Articles Send Online Article



 
: 33 (1)
Volume: 33  Issue: 1 - 2019
Hide Abstracts | << Back
1.
Çocuk Cerrahisi ve Çocuk Ürolojisinde Güncel Makalelerden Seçmeler
Emil Mammadov
Pages IX - XIII

RESEARCH ARTICLE
2.What has changed in the abdominal anterior wall defects in newborns? 20 years of experience of a tertiary reference hospital
Mehmet Saraç, Tugay Tartar, Ünal Bakal, Mustafa Aydın, Ahmet Kazez
doi: 10.5222/JTAPS.2019.71135  Pages 1 - 7
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada karın ön duvarı defekti olan hastaların insidansı, komplikasyonları ve mortalite oranlarının yıllar içerisindeki değişiminin araştırılması amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 1998-2017 tarihleri arasında karın ön duvarı defekti nedeniyle ameliyat edilen geriye dönük olarak değerlendirildi. Olgular omfalosel (OM) veya gastroşizis (GS) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Tüm olgular Ocak 1998-Aralık 2007 tarihleri arasında ameliyat edilenler (A grubu) ve Ocak 2008-Aralık 2017 tarihleri arasında ameliyat edilenler (B grubu) olarak iki alt gruba ayrıldı. Hastaların tanısı, insidansı, prenatal tanının olup olmadığı, sepsis gelişmesi durumu, cerrahi komplikasyonlar ve mortalite oranları kaydedildi.
BULGULAR: OM’li Grup A hastaların (n: 11, %22) insidansı %0.2 idi. Bu hastaların %18.2’sine (n: 2) prenatal tanı konulmuştu. Hastaların %45.5’inde (n: 5) cerrahi komplikasyon, %18.2’inde (n: 2) ise sepsis geliştiği görüldü. Bu grupta mortalite oranı %45.5 (n: 5) idi. OM’li Grup B hastaların (n: 24, %48) insidansı %0.27 idi. Hastaların %29.2’sine (n: 7) prenatal tanı konulmuştu. Hastaların %33.3’ünde (n: 8) cerrahi komplikasyon, %25’inde (n: 6) ise sepsis gelişmişti. Bu gruptaki mortalite oranı %29.2 (n: 7) idi. GS’li Grup A hastaların (n: 5, %10) insidansı %0.089 idi. Bu hastaların %20’sine (n: 1) prenatal tanı konuluştu. Hastaların %40’ında (n: 2) cerrahi komplikasyon, %40’ında (n: 2) sepsis gelişmişti. Mortalite oranı %60 (n: 3) idi. Grup B’deki hastaların (n: 10, %20) insidansı %0.18 idi. Hastaların %50’sine (n: 5) prenatal tanı konulmuştu. Hastaların %30’unda (n: 3) cerrahi komplikasyon, %50’sinde ise (n: 5) sepsis geliştiği görüldü. Bu gruptaki mortalite oranı %50 (n: 5) idi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Prenatal tanın artması, bu olguların tedavi edilebileceği merkezlerde doğurtulması ile birlikte komplikasyon ve mortalite oranlarının azalmasına imkan sağlamıştır.
INTRODUCTION: The aim of this study was to investigate changes of the incidence, complications and mortality rates of patients with anterior abdominal wall defects (ADWs) over the years.
METHODS: Patients who were operated due to anterior ADWs between 1998 and 2017 were evaluated retrospectively. The cases were firstly divided into two groups: Omphalocele (OM) and gastroschisis (GS). Then the patients were separated into two subgroups: those who were operated between January 1998 and December 2007 (Group A), and those who were operated between December 2017 and January 2008 (Group B). The diagnosis, incidence, prenatal diagnosis, presence of sepsis, surgical complications and mortality rates of the patients were evaluated.
RESULTS: Findings were parallel in both case groups. As in the OM cases, incidence of GS cases was increased in the second period (Group B) (Group A, Group B, GS, OM: 0.20%, 0.27%, 0.089%, and 0.18%, respectively). Prenatal diagnosis rates were also higher in Group B than in Group A. However, surgical complications decreased in Group B for both OM and GS groups; and mortality decreased in the second period (Group A, Group B, GS, OM: 45.5%, 29.2%, 60%, 50%, respectively) despite increased sepsis rates.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Although OM and GS were two different defect groups, their periodic findings were parallel. The reduction of complications and mortality rates can be achieved with the increase of prenatal diagnosis and with the birth of the cases in the centers where they can be treated.

3.The effect of radiologist's experience on the measurement of appendix diameter in children with acute appendicitis
Ufuk Ateş, Anar Gurbanov, Ergun Ergün, Gulnur Gollu, Nil Yaşam Taştekin, Meltem Bingöl-koloğlu, Aydin Yagmurlu, Ahmet Murat Çakmak, Hüseyin Dindar
doi: 10.5222/JTAPS.2019.98360  Pages 8 - 11
GİRİŞ ve AMAÇ: Ameliyat öncesi ultrasonografi (USG) ile ölçülen apendiks çapı ile ameliyat sırasında manuel ölçülen apendiks çapını karşılaştırarak radyoloji uzmanı deneyiminin apandisit tanısındaki önemini belirlemektir
YÖNTEM ve GEREÇLER: Akut apandisit nedeniyle laparoskopik apendektomi yapılan 50 hastanın sosyodemografik verileri, ameliyat öncesi USG sonuçları, USG yapan radyoloji uzmanlarının deneyim süreleri, ameliyatta manuel ölçülen apendiks çapları değerlendirildi. USG yapan radyoloji uzmanları deneyimlerine göre üç gruba ayrıldı. Apendiks çapları, USG ve ameliyat sırasında yapılan ölçümlerin uyumu açısından radyoloji uzmanı deneyim gruplarına göre karşılaştırıldı
BULGULAR: Hastaların 32'si (%64) erkek, 18’i (%36) kızdı. Hastaların ortanca yaşı 10 (5-18) idi. Deneyimi daha yüksek olan radyoloji uzmanları tarafından ölçülen apendiks çaplarının ameliyat esnasında ölçülen apendiks çaplarıyla olan uyumunun daha fazla olduğu gözlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: USG akut apandisitin tanısında ilk tercih edilen görüntüleme yöntemidir. USG net bilgi veremediğinde akut apandisit tanısında bilgisayarlı tomografi gibi daha ileri radyolojik tetkiklerin yapılmasını öneren çalışmaların aksine daha deneyimli bir radyoloji uzmanı tarafından USG tetkikinin tekrarlanması daha az invazivdir ve tanıya gitmede fayda sağlayabilir.
INTRODUCTION: The aim of this study was to determine the importance of radiologist experience in the diagnosis of appendicitis with the aid of comparing the diameter of appendix measured by ultrasonography (USG) and manuel measurement during surgery.
METHODS: Sociodemographic data, preoperative USG results, experience of radiologists, and manual measured appendix diameters of 50 patients who underwent appendectomy, were retrospectively reviewed. Radiologists were divided into three groups according to their experience. The diameter of appendix measured by USG and manuel measurement during surgery were compared.
RESULTS: 32 (64%) of the patients were male, 18 (36%) were female. The median age of the patients was 10 (5-18) years. It was observed that appendix diameters measured by radiologists who had more experience were higher compabilty with appendix diameters measured during surgery
DISCUSSION AND CONCLUSION: USG is the first preferred imaging modality in the diagnosis of acute appendicitis. There are studies suggesting further radiology examinations such as computed tomography in the diagnosis of acute appendicitis when ultrasonography is not clear. Repetition of the USG examination by a more experienced radiologist is less invasive and may be useful in diagnosing.

4.Challenges in Diagnosis of Atypically Localised Hydatid Cysts in Children: Experiences in Two University Hospitals
Tugay Tartar, İdil Rana User, Ünal Bakal, Mehmet Saraç, Bülent Hayri Özokutan, Ahmet Kazez
doi: 10.5222/JTAPS.2019.09582  Pages 12 - 17
GİRİŞ ve AMAÇ: Kist hidatiğin karaciğer ve akciğer dışında yerleşim gösterenleri atipik yerleşimli kist hidatik olarak adlandırılır ve tüm olguların %10’unu oluşturur. Bu çalışmada; atipik yerleşimli kist hidatik olguları değerlendirilerek, özellikle tanıda yaşanan zorluklar irdelenmiştir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2000 – Aralık 2017 yılları arasında iki üniversite hastanesinde tedavileri yapılan kist hidatikli hastalardan, atipik yerleşimli kist hidatik nedeniyle takip ve tedavileri yapılanların yaş, cinsiyet, şikayet, lezyonların yerleşim yeri, laboratuvar sonuçları, kist rüptürü varlığı, komplikasyonlar, tedavi yöntemi, takip süreleri ve nüks gelişimleri geriye dönük olarak incelendi.
BULGULAR: Toplam 139 kist hidatik içerisinde 8’i erkek, 6’sı kız olmak üzere 14 olguda (%10) atipik yerleşimli kist hidatik tanımlandı. Olguların ortalama yaşı 10,9±2,9 yıldı. Soliter atipik yerleşimli kist hidatiklerin 6’sı (%43) dalak, birer tanesi (%7) ise böbrek, urakus, omentum ve retrovezikal yerleşimli idi. Olguların 4’ünde (%28,6) çoklu organ tutulumu vardı. En sık şikayet karın ağrısı ve halsizlik, en sık fizik muayene bulgusu batında hassasiyet ve defans idi. Soliter atipik tutulumu olan olguların (n: 10) hiçbirinde eozinofili görülmedi. Soliter atipik yerleşimli kist hidatikde indirekt hemaglütinasyon testinin duyarlılığı %67,5 idi. Omentum, urakus ve retrovezikal yerleşimli olgularda radyolojik değerlendirme tanıya katkı sağlamadı. Tanı duyarlılığı ultrasonografide %78,5, bilgisayarlı tomografide ise %80 bulundu. Olgular postoperatif ortanca 12 ay (6-36) takip edildi. Nüks görülmedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Spesifik bir muayene bulgusunun olmadığı, radyolojik olarak tanımlanan farklı organ kistlerinde negatif serolojide bile atipik yerleşimli kist hidatik ihtimali akla gelmelidir. Atipik yerleşimli kist hidatikde multiorgan tutulumu daha sıktır.
INTRODUCTION: Hydatid cysts localised outside the liver and lungs are defined as atypically localised hydatid cysts and account for 10% of all cases. This study aimed to evaluate atypically localised hydatid cyst cases and investigate the challenges during diagnosis.
METHODS: Age, gender, complaints, location, laboratory results, complications, treatment method, follow-up periods and recurrence were retrospectively examined in patients followed-up and treated for atypically localised hydatid cyst in two university hospitals between January 2000 and December 2017.
RESULTS: In 139 hydatid cyst patients, atypically localised hydatid cyst was diagnosed in 14 cases (eight males, six females). The mean age was 10.9±2.9 years. Six solitary atypically localised hydatid cysts were located in the spleen, and one each in the kidney, urachus, omentum and retrovesical. There was multiple organ involvement in four cases. The most common complaints were abdominal pain and fatigue., and the most common physical examination findings were abdominal tenderness and guarding.. Eosinophilia was not observed in any of the cases with solitary atypical involvement. The sensitivity of indirect haemagglutination test was 67.5% for solitary atypically localised hydatid cyst. The diagnostic sensitivity 78.5% in ultrasonography and 80% in computed tomography.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Atypically localised hydatid cyst should be considered in cysts of unusual locations diagnosed radiologically even when serology is negative and there are no specific physical examination findings. Multiorgan involvement is more common in atypically localised hydatid cyst.

5.Prognostic Factors in Bochdalek Hernia
Mehmet Saraç, Tugay Tartar, Ünal Bakal, Mustafa Aydın, İbrahim Akdeniz, Erdal Taşkın, Ahmet Kazez
doi: 10.5222/JTAPS.2019.72098  Pages 18 - 23
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, Bochdalek hernisi nedeniyle cerrahi uygulanan yenidoğanların mortalitesi üzerine etkili olan faktörlerin ortaya konulması amaçlanmıştır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: 2001-2016 yılları arasında cerrahi tedavi uygulanan 36 Bochdalek hernili olgunun dosyaları geriye dönük olarak incelendi.

BULGULAR: Hastalardan ikisi ikizdi. Erkek-kız oranı 19 / 17 idi. Hastaların ortanca gebelik yaşı 36 (32-38) hafta, anne yaşı 29 (16-41) yaş, ortalama doğum ağırlığı 3000 ± 503 gr, ortanca cerrahi yaşı 4 (1-10) gün ve mekanik ventilatörde kalma süresi ise 8.5 (2-60) gündü. Serimizde mortalite oranı %25 idi. Gebelik yaşı ≤ 36 hafta olan hastalardaki mortalite oranı (%50) gebelik yaşı > 36 hafta olan hastalardaki mortalite oranından (%17.8) belirgin olarak daha yüksekti (p = 0.046). Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde izlenen olgulardaki mortalite oranı (%47.1) çocuk cerrahisi yoğun bakım ünitesinde izlenen olguların mortalite oranına (%5.2) göre anlamlı derecede daha yüksekti (p = 0.005). Mortalite oranları, sırasıyla, prenatal tanı konulan olgularda %43, beşinci dk. Apgar skoru ≤ 5 olan olgularda %30, beşinci dk. Apgar skoru > 5 olan olgularda %11 ve pulmoner hipertansiyonu olan olgularda ise %62.9 idi. Sağ Bochdalek hernili hiçbir olgu kaybedilmemişti. Eksitus olan hastaların %77.7’sinde majör konjenital kardiyak anomaliler vardı. Eksitus olan olgularda pulmoner vazodilatör ajanların ve yüksek frekanslı mekanik ventilasyon modunun daha fazla kullanıldığı görüldü.


TARTIŞMA ve SONUÇ: Bochdalek hernili olgular %25 oranında mortaliteye sahiptirler. Pulmoner hipertansiyon, prematürite ve düşük doğum ağırlığı mortaliteyi etkileyen faktörlerdir.
INTRODUCTION: In this study, it was aimed to investigate the factors affecting the mortality of newborn infants who underwent surgery due to Bochdalek hernia.
METHODS: The files of 36 cases with Bochdalek hernia who underwent to surgery between 2001 and 2016 were retrospectively reviewed.
RESULTS: Two of the patients were twins. The male to female ratio was 19 / 17. Median gestational age was 36 (32-38) weeks, maternal age was 29 (16-41) years, mean birth weight was 3000 ± 503 g, median age at surgery was 4 (1-10) days and duration of mechanical ventilation was 8.5 (2-60) days. The mortality rate in our series was 25%. The mortality rate (50%) in patients with gestational age ≤ 36 weeks was significantly higher than the mortality rate (17,8%) in patients with gestational age > 36 weeks (p = 0,046). The mortality rate (47,1%) in the neonatal intensive care unit was significantly higher than the mortality rate (5,2%) in the intensive care unit of the pediatric surgery department (p = 0.005). Mortality rates were 43% in cases with prenatal diagnosis, 30% in cases with 5th min. Apgar score ≤ 5 and 11% in cases with 5th min. Apgar score > 5, and 62,9% in cases with pulmonary hypertension. None of the right Bochdalek hernia cases died. Major congenital cardiac anomalies were present in 77,7% of exitus patients. Pulmonary vasodilator agents and high frequency mechanical ventilation mode were more commonly used in exitus cases.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The cases with Bochdalek hernia have a mortality rate of 25%. Pulmonary hypertension, prematurity and low birth weight are factors affecting mortality.

6.Constructing Low-Cost Simulation Models in Pediatric Surgery and Pediatric Urology Using 3D Printing and Hydrogel: Preliminary Study
Sinem Seleme Övünç, Musa Batuhan Yolcu, Şenol Emre, Emil Mammadov, Sinan Celayir
doi: 10.5222/JTAPS.2019.72681  Pages 24 - 30
GİRİŞ ve AMAÇ: Gerek öğrenci, gerekse çocuk cerrahisi ve çocuk ürolojisi asistan uygulamalı eğitimlerinde ince motor becerilerin geliştirilmesi ve sürdürülmesini için cerrahi eğitim simülatörlerinin kullanımı gittikçe önem kazanmakta ve yaygınlaşmaktadır. Buna karşın bu uygulama-simülasyon modelleri kişiselleştirilmiş olmama, yüksek maliyet, anatomiyi ve doku karakteristiğini yansıtamama problemlerinin yeni çalışmalarla aşılması gerekmektedir. Bu çalışmada öğrenci ve asistan eğitiminde (çocuk cerrahisi ve çocuk ürolojisi) kullanılabilecek düşük maliyetli uygulama-simülasyon modellerinin masaüstü üç boyutlu yazıcı ve polivinil alkol (PVA) yardımıyla üretimini amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma kapsamında Çocuk Cerrahisi ve Çocuk Ürolojisinde sık karşılaşılan sorunlar olan böbrek kaynaklı kitleler ile üriner sistem taş hastalığı sanal modelleri 3Ds MAX yazılımı kullanılarak oluşturuldu. Sanal modeller Fusion 360 yazılımında kalıpları tasarlamak için referans geometri olarak kullanıldı. Ters geometri oluşturulduktan sonra solüsyon dolum kanalları vb. destekleyici tasarım özellikleri Boolean operatörleri kullanılarak kalıplara eklendi. Tasarlanan kalıplar Ultimaker 2+ 3 boyutlu yazıcı ile yazdırıldı. %20’lik PVA solüsyonu hazırlandı ve 3 boyutlu olarak yazdırılan kalıplara enjekte edildi. PVA molekülleri arasında hidrojen bağı kurularak doku benzeri jel halini alması için beş adet donma/çözme döngüsü tüm kalıba uygulandı. Modeller kalıplardan çıkarıldı.
BULGULAR: Bu çalışma kapsamında böbrek ve mesane modelleri üretildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmada anatomik olarak doğru, gerçekçi doku kalitesine sahip, senaryoya özel ve düşük maliyetli modellerin nasıl oluşturulabileceğini gösterdik. Bu modellerin asistan ve öğrenci eğitiminde kullanımının yararlılığı ileriki çalışmalarda ayrıca değerlendirilecektir.


INTRODUCTION: Using surgical education simulations to gain and maintain fine motor skills becomes more important and common in both student education and surgery/urology residency training. However, due to reasons involving high cost, non-individualized design, and being unable to demonstrate correct anatomy and tissue characteristics, recent simulation-training models need new research in regard to overcome these problems. In this study, we aimed to construct affordable training- simulation models for student-resident education in pediatric surgery and urology using a 3D printer and polyvinyl alcohol (PVA).
METHODS: Virtual models of the kidney based lesions and stone disease in the urinary system that are the common problems faced in pediatric surgery and urology created using 3Ds MAX software (Autodesk, San Rafael,CA). Virtual models were used as reference geometry to design molds in Fusion 360 software (Autodesk, San Rafael,CA). After the inverse geometries of the virtual models were acquired, supplemental features such as inlet and outlet pipes were added to the mold using Boolean operations. Generated molds printed using Ultimaker 2+ 3D printer (Ultimaker B.V, Geldermalsen, The Netherlands). The %20 w/v solution of the PVA was prepared and injected between the 3D-printed molds. Five freeze-thaw cycles were subsequently administered to the entire molds to allow the PVA molecules to make hydrogen bonds that lead to forming the tissue-mimicking gel. The training-simulation models were removed from the molds.
RESULTS: In this study, the kidney and urinary bladder models produced.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In this preliminary study, we demonstrated how to construct the anatomically correct, low cost, procedure-specific models that mimic the handling properties of living tissues. The utility of the models in student and resident education will be evaluated in future studies.

CASE REPORT
7.Metanephric adenoma treated with partial nephrectomy: A case report
Esra Özçakır, Serpil Sancar, Gökhan Cengiz Orcan, Hakan Erdoğan, Betül Orhaner, Ömer Yalçın, Mete Kaya
doi: 10.5222/JTAPS.2019.53824  Pages 31 - 35
Metanefrik adenomlar (MA) embriyonik metablastemden köken alan iyi huylu renal neoplazmlardır. Nefroblastoma veya Wilms tümörü ile histogenetik bağ olmasına rağmen, çocukluk çağında nadiren görülür. MA'lar genellikle farklı endikasyonlar için yapılan görüntüleme çalışmalarında rastlantısal olarak saptanır. Bazen malign renal tümör olarak yanlış tanı ile stres oluşturabilir ve gereğinden fazla cerrahi girişime neden olabilir. Bu raporda parsiyel nefrektomi yaptığımız MA'lu 3 yaşındaki kız hastayı sunduk. Nadir görülen MA’un tanısal zorlukları ve takip özelliklerine odaklanarak, önerilen tedavi girişimlerini tartıştık.
Metanephric adenomas (MA) are benign renal neoplasms that originate from the embryonic tissue of renal medulla. Although there is histogenetic bond with Nephroblastoma or Wilms tumor, it is seen rarely in pediatric population. Generally MA is detected incidentally in imaging studies for irrelevant clinical presentations. MA can sometimes be misdiagnosed as a malignant renal tumor, and it causes unnecessary stress which can be theoretically over-treated. We presented a 6-year-old female with MA who underwent partial nephrectomy and discussed the recommended therapeutic interventions by focusing on the diagnostic challenges and follow-up features of these rare tumors.

8.The mature cystic teratoma in the neck is reported as extranasal glial heterotopia by applying needle aspiration biopsy: a case report
Ergun Ergun, Sumeyye Sozduyar, Ufuk Ates, Gulnur Gollu, Ahmet Murat Cakmak
doi: 10.5222/JTAPS.2019.58855  Pages 36 - 37
Çocuklarda boyun kitlelerine yaklaşım hala tartışmalı bir konu durumundadır. Tanı için
ulturasonografi (USG), manyetik rezonans görüntüleme(MRI) ya da bilgisayarlı tomografi (CT)
kullanılabilmektedir. Bu hastalarda maligniteyi dışlamak amaçlı histolojik tanı da önemlidir. Son
zamanlarda popüler hale gelen USG eşliğinde biyopsi alınması, özellikle teratomlar gibi birden fazla
doku içeren kitlelerde tanı yanıltıcı olabilmektedir. Bu vaka sunumunda; eksizyonel biyopsi sonucu
matür kistik teratomla uyumlu olmasına rağmen öncesinde alınan iğne biyopsi sonucu glioma ile
uyumlu görünen 5 aylık kız hastanın tartışılması amaçlanmıştır.
Management of the neck masses in children is still controversial. Ultrasound (USG), Magnetic
Resonance Imaging (MRI) or Computer Tomography (CT) can be used as diagnostic tools for neck
masses. Histologic diagnosis is important in pediatric patients neck masses for ruling out malignant
diseases. USG guided needle biopsy started to become populer but it may be misleading in the
masses with more than one tissues as teratomas. In this paper it is aimed to present a rare case of
mature cystic teratoma of neck in a 5-month- old baby girl; whose ultrasound guided needle biopsy
had revealed glioma before the precise pathologic evaluation revealed mature cystic teratoma after
total excision.

 
 
Copyright © 2019 Türkiye Çocuk Cerrahisi Derneği. Tüm Hakları Saklıdır. LookUs & OnlineMakale